6 Ağustos 2014 Çarşamba

Anlatamadıklarım..

15 yorum
Evet.. Tekrar ben. Böyle 800 yılda bir çıkıp bir şey yazarak sıktım biliyorum. Ama gerçekten unuttum buraları sanırım. Şimdi anlatmam gereken şeyler var..

1- Ses telleri
Aralık 2013'ten beri hastalıktan kurtulamadım. En sonunda İstanbul'da doktora geldim ve ses tellerimin birleşmediğini, bu yüzden sesimin kısıldığını, ses terapisiyle düzeltebileceğimi söyledi. 20 dklık seanslara 180 tl verecek, 6 seansta düzelecektim. Çok üzdü. İlk seansa gittim ve diyafram nefesini bile yanlış aldığımı öğrendim. Hayat çok acımasızdı. 4 yılım boşa gitmiş gibi hissettim. Şimdi düzelsin diye uğraşıyorum. Yaz tatili yalan oldu.

2- Rejim

6 ayda 40 kilo veren bir arkadaşımın bana whatsapptan her gün şunu ye şunu ye diye sırayla söyleyeceği şeyleri yemeye başlayarak rejime başladım.Tam olarak bugün başladım. Sabah 1 dilim kepek ekmeği, peynir, sade nescafe (2 küp şeker attım çünkü günün ilk kahvesine at ki şeker ihtiyacını karşılasın demişti), salatalık domates yedim. Aslında bir tane haşlanmış yumurta yiyecektim ama yumurta patladı :( Ühü! Birkaç saat sonra bir meyve yiyeceğim                        

                                               


3- Özgürlüksüzlük
25 yaşındayım. Bir kere bile gece evde beni tek bırakmadıklarını fark ettim bu sene. Çok acıydı. Ebeveynsiz bir gece bile geçirmemiştim. Evde tek olarak kafamı bir kere dinleyememiştim. Bu bana o kadar battı ki. Ayrıca bir kere bile annesiz hastaneye gitmemiştim. Şu an kapıya koysalar kapıda yatarım anca dedim ve harekete geçtim. Öncelikle olmam gereken B12 iğnesi için kendim hastaneye gittim. Hemen halloldu. Bu muydu dedim. Sonra yazın annemle yazlığa gitmek istemediğimi söyledim. Başta çok sinirlendi ama geçen sene yazlıkta sinir krizi geçirdiğimi hatırlatınca biraz yumuşadı. Az sakinleştirici içmemiştim. Zaten dedemin de yazlığa gidip onlarla kalacağını bildiği için gitmek zorundaydı ve benim doktor işi de olunca İstanbul'da kalabildim! Babam da yazlığa gitti. Ben ablamla kalıyorum ama o arada bir arkadaşında kalıyor çünkü 2 saatlik yolu var evden işe. Gün boyu da iş yerinde olduğu için ev işleri bana kalıyor.

Yemek yapabildiğimi biliyorsunuz ama açıkçası başka hiçbir iş yapamıyordum. Bu yaz çamaşır, bulaşık, temizlik.. Her şeyi öğrendim ve niyeyse saçma bir şekilde çok zevk aldım. Titiz olduğumu 25 yaşımda fark ettim. Normalde nasıl olsa annem yapıyor diye her yeri batırır sonra yatardım.1 aydır böyle geçiyor ve çok mutluyum.

4- Alkol
Ben bira, şarap vs hiç sevemezdim. Anca böyle votka vişne (votkası iki gıdım) falan içerdim. Ya da kokteyller. Sonradan bir öğrenci olarak bu durum bana çok batmaya başladı. Arkadaşlarımla dışarı çıkıyordum onların 2 bira içtiği fiyata bir kokteyl içiyordum. Onun da içinde iki gıdım alkolü var. Sinir oluyordum ama diğerlerinin tadını bir türlü sevemiyordum.

Bir gün aniden bira lezzetli geldi. Hava sıcaktı ve buz gibi bira iyi geldi. Çok mutlu oldum. Maksimum 5 bira denedim. Sarhoş olunmadığını fark ettim. Ama tabi güzel bir şey değil. Zaten tombulsun bira senin neyine?

Rakıya da alıştım. Hiç sarhoş olamamıştım şimdiye kadar ama dün ilk defa sarhoş olup kendimden tiksindiğim bir video izledim. 4 buçuk tek rakı içtim. Tek mi derler? Acemiyim bir de. Duble değil yani onu biliyorum :) 2 tanesini fondip yapmak suretiyle biraz hoş olmuştum. Sonra gidip makyajımı yıkadım. Gelip "öf o kadar içiyorum yine sarhoş olamıyorum" dediğimi hatırlıyorum. Sonra arkadaşın yarım rakısını içtim. Devamı koptu. Tam olarak sınırım oysa demek ki. Kahve içirmişler, fincanı ters çevirmişim hatırlamıyorum bile. Fal baktıracak bir de o kafayla. Sonra sürekli konuşuyorum.Tüm özelimi döküyorum ortaya. İyi ki zaten her şeyimi bilen insanların yanında içmişim. Normalden daha komiğim ama aynı zamanda ben değilim gibi.. Of bilmiyorum çok iticiydi. Artık 2 bardak rakıyı, 4 birayı aşmayacağım. Kendime söz verdim.


5- Okul
Son seneme geçtim. Yani 5. yılım. Sesim iyileşirse düzgünce mezun olacağım.Tek korkum zaten parçaları söylediğimiz, sesimizin ön planda olduğu şan dersi. Onun dışında 90 - 100 devam ediyor notlar. Oha ne inek demeyin. Bizim bölümde notlar hep böyle. Şan ve piyanodan kalanlar olur anca. Piyano çalmayı sevdiğim için hiç sekmeden 100 aldım hep. Şan sıkıntı.

6- Beni kendime karşı eksik hissettiren şeyler
* Bunu hiç anlatmamıştım ama gereksizce çekingenim. Yani mesela bir proje olsun okulda, sesimi dinletip rol kapmaya çalışmam. Hep geri planda kalmaya çalışırım. Artık son sınıfa geldin Feli! Adam ol.


* İnsanlarla konuşurken başta çok çekinirim. Karşımdaki güler yüzlü değilse hiçbir şekilde kaynaşamam. Ama yanımda bir arkadaşım olsun, o yeni kişiyle öyle tanışayım. Aşırı sevilirim. Hiç sıkmam. Yani kendim olamadığım anlar oluyor ya. O beni rahatsız ediyor. Ne var sanki? Sal gitsin.

* Sinirliyim. Evet herkes benim güler yüzümü görmeye alışıktır. Hatta "Sürekli gülen kız" diyenler oluyor bana. Sadece beni kızdırmayı deneyin ve farkı görün. Nedense sinirlendiğimde o yerlerde gezen özgüvenim tavan yapıyor. Çok zor affediyorum. O yüzümü görenler bir daha kızdırmamak için elinden geleni yapıyor. Gerçekten korkunç bir şekilde bağırıp karşımdakini ezmeye başlıyorum. Tövbeler olsun. Korku kapanı.


* Çabuk soğuyorum. Evet insanlardan çabuk soğuyorum. Bazen bir hareketi yetiyor. Özellikle sevgiliden soğumak beni en korkutan şey. Mesela eliyle gitar çalar gibi yapanlar, bateri çalar gibi yapanlar, fotoğraflarda sürekli elle yapılan şu rock mı metal mı o işareti yapanlar. Anında soğutuyorlar beni. Tamam konserdeysen yap da durup dururken noluyor? Sevgiliden soğumaya gelirsek. Bir gün her şey çok güzelken, buluşuyoruz ve birden içimde bir sıkıntı. Nereden geldiği belli değil. İşte bu soğumanın belirtisi. Bu 5. buluşmada falan bile olabiliyor o derece hızlı. Veya 1,5 sene sonra olan da olmuştu. Sonra zaten o sıkıntıya 1-2 gün dayanabiliyorum. O 1-2 gün sürekli ağlıyorum, neden soğuduğumu anlamıyorum. Tanrım çok korkunç! Düşman başına.. Genelde zaten iyi bir insan oluyor soğuduğum kişi. İyi diye ağlarım zaten. Sonra ilişki bitiyor üzerinden aylar geçiyor. "Aaa aslında ben şu yüzden soğumuşum." diyorum. Yani aslında yanlış bir şey yapmıyorum. İnsanlar soğuduktan sonra aldatıyor, rol yapıyor. Bende o rol yok. Anında bitiyor her şey. Ha bir de soğuduğuma bir daha ısınmam mümkün değil. Görmek bile istemiyorum bir daha. Öf kötü bir huy. Bir daha yaşamak istemem. Bir de karşındakine sadece "soğudum" dediğinde anlam veremiyor. Bana yapsalar öldürürüm mesela. Ya da öldürmem ya giderim. 

Hala sarhoşmuşum gibi kendimi bu kadar rahat nasıl anlattım bilmiyorum. Bu yazmadığım dönem içinde anlatma şeklim değişmiş olabilir, çünkü ben değiştiğimi düşünüyorum. Hatta belki kibar görünmek için rol yaparak yazıyordum. Çünkü blog ortamında hep kibar kızlar tutar gibi. Böyle çıtkırıldım olsun falan. Bu benim işte. Kendim gibi olabildiğim için gurur duyuyorum.

Bu arada gezegenli fotoğrafları çok sevdiğimi fark ettim. Bir de ormanı. Evet deniz manzarası beni etkilemezdi, insanlar anlam veremezdi. Meğer beni etkileyen ağaçlarmış. Bak ağaçların arasından görünen bir deniz beni bitirebilir. Ama kumsal ve deniz görmek etkilemiyor. İlla ağaç olacak. Ağaçlara kıyanlar da ölsün. En kısa zamanda.



Bu arada bana sinirlenen insan sayısı çok fazla. Çünkü dkda bir "Ama ben şişmanım." diyorum. :) Bazı şeylerden kaçma şeklim de olabilir bu. Şişman insan yok mu başka diye sinirleniyorlar. Haklılar. Ama ben kendime şişmanım. Başkasına balık etli olsam da önemli olan kendime şişman olmamam. Kendime balina olmamam. Ama artık olmayacağım az kaldı. Aşırı inat ettim. Beni gaza getirmenizi dilerim.

Sizi seviyorum yine. Kaç kişi okur bilmesem de.

Müzik: TIK

6 Ocak 2014 Pazartesi

Yıllar sonra konser ve videosu..

8 yorum
Eveeet! Uzun zaman sonra yazmaya karar verdim.. Size yeni yılı kutlayışımı ve ardından olanları anlatmak istiyorum. 31 Ocak'ta bir güzel alışverişimizi yaptık. Cipsler, kuruyemişler, votka ve vişne suları alındı (çünkü ben en çok votka vişneyi seviyorum.) Dışarıda kutlamadım çünkü kalabalığı sevmiyorum ve soğukta çıkmaya üşeniyorum. Akşam çok sevdiğim bir abim anne ve babasıyla geldi. Film izledik vs. Parti tadında değildi ama evimizde sıcacık bir akşamdı ve mutluydum. 3 bardak vişne votkayı zorla içtim çünkü her zamanki gibi gözümüz doymadığı için bir ton şey yemiştik. Mutlu mesut uyudum.

Sabah bir kalktım o da ne?! Sesim gitmiş, boğazım ağrıyor. Hem de nasıl ağrıyor ve 3 Ocak'ta konserimiz var. Korkudan ölerek anneme koştum. O gün, yarın geçer umuduyla geçti. 2 Ocak'ta konser için provaya gittim ve sesim çok fenaydı. Parçaları söylerken yanma oluyordu ve çok zorlanıyordum. Durum daha da vahimdi bir de ateşim gece 38,7'ye çıkmıştı. Gidip bepanten iğne yedim çok lezzetliydi. Bir de kortizon alıp evdeki buhar makinesinin suyuna döktüm. O gece ateşim tekrar 38'lerde gezdi. Konser günü uyandığımda boğazım uyuşuk gibi çok garipti. Gün içinde tekrar ağrıdı ama eskiye göre çok daha iyiydi ama sürekli yanıyordu. Su içip duruyordum. Sahnede 2 eser söyleyip geri gelip, konser sonunda çıkıp tekrar 2 eser seslendirecektim. O 2 parçada bile aşırı susadım. Yana yana söyledim. Neyse ki sesime çok etki etmiyordu. Üçüncü aria bana o kadar tiz geliyordu ki piyanisti çağırıp ona haber verip söylememeyi düşündüm. Yine de göze alıp söyledim ve söylerken tam da korktuğum gibi sesime çatal geldi. Sesim ve o cızırtıyla pokemon gibiydim ama hemen geçti ve sonuna gelebildim. Neremden ter aktı bilemedim ama aria bittiğinde "ÖHÖ ÖHÖ" diye öksürdüm elimde olmadan. Dördüncü eseri etkileyici seçmiştim onu mahvetmemeyi umarak parçaya girdim. Şöyle bir şey çıktı ortaya. Umarım beğenirsiniz:




 

Feli Jo Design by Insight © 2009