29 Ağustos 2012 Çarşamba

Fırında otlu tavuk

5 yorum

Malzemeler:

* 3 Şinitzellik Göğüs Eti
* Yarım Demet Maydanoz
* Yarım Demet Nane
* 1 Domates
* Tuz, karabiber
* Fırın poşeti
* Kürdan
* Yarım bardak su


Hazırlanışı:

Abla al sana pratik, rahat bir yemek tarifi. Önce yanında büyük bir kap al. Maydanozları ve naneyi minicik kes. Kaba at. Sonra tavukları ben parmak kalınlığında ve uzunluğunda kestim. Sen istersen küp küp de kesebilirsin şekilleri sana kalmış :) Onları da kaba at. Tuzu ve karabiberi üzerinde gezdir. İstersen kekik falan da atabilirsin ama ben atmadım. Sonra bunları vırç vırç diye elinde karıştır. Hepsini fırın poşetine dök.

Domatesi rendele ve Onu da fırın poşetine dök. Üzerine de yarım bardak suyu dök.

Poşetin ağzını sıkıca kapat. Fırın tepsisine yan yatır. Üstten kürdanla pıt pıt pıt pıt diye del. Fırına at. Benim pişirdiğim 180 derecede ağır ağır 1 saate yumuşacık oldu. Çok da lezzetliydi.

Yanına da patates püresi yapmıştım. Pilavla da iyi gider. Ay bak canım çekti anlatırken.

Afiyet olsuun!

Not: Yine fotoğraf bulamadım uygun. Bunu koyasım geldi.

7 Ağustos 2012 Salı

Memento Mimi

8 yorum
Memento mori'm beni mimlemiş. Çok da iyi etmiş!

Sorulardan korkuyorum. Bakalım neler düşüneceğim. Kendime şaşıyorum bazen mim yaparken. (Bu arada fotoğrafı ben çektim yanlış olmasın)


Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız ?


- İntihar ederim. Çaresi yoksa o bunalımla yaşayamam ben.


Fobileriniz , takıntılarınız var mı ? Varsa neler ?


- Fobilerim: Asansörde kalmak, boğulmak, yanmak, herhangi bir yerde kilitli kalmak, yüksek bir yerde oturmak, sahnede rezil olmak, düşmek, bacağımın veya kolumun kırılması özellikle ben yerde otururken birinin bacağıma bastığı düşüncesi, merdivenden düşmek (ve sürekli düştüğümü hayal ediyorum inerken), saçlarımın kesilmesi...

Takıntılarım: Aynı anda birkaç tadı ağzımda birleştirememek, banyo sonrası makyaj yapacaksam kafamda havlu varken yapmak (en son saçı yapıyorum nedense), uyurken zifiri karanlıkta uyumak...


Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız ?

- "Gerçekten hiç insan yok mu? O zaman niye ben varım lan?" diye düşünür, gerçekten kimse yoksa dükkanların camlarını kırıp istediğim elektronik aletlere sahip olup bir kaç gün onlarla geçirip (hatta belki yıllarımı bile geçiririm), dükkanlardan alıp alıp yiyip, en sonunda intihar ederim (intihara meyilli değilim çaresizsem yaparım diye düşünüyorum. Demesi kolay yani)


Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız ? Neden ?

- Avusturya'dan başlarım sanırım. Ya da Barcelona'dan. Şimdi şöyle oluyor: Avusturya'yı müzikle ilgisi bol diye gezmek isterdim ama Barcelona'nın da tipini seviyorum. Bak bilemedim şimdi. Demek ki dünyayı dolaşacakken son anda karar vericem.


İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz ?

- O ne lan masalda mıyız? Yok öyle bir dünya. Öpmedim hamdolsun.


En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay ?

- Geçen sene hazırlıktaki ilk konserimde sahnede piyanisti gösterirken kolumu iki kere fıt fıt diye oynattığım için herkesin gülmesi. Unutamıyorum! Hatta videonun o kısmını kesip "Asrın hatası" diye kaydettim. "Çok şirindin!" falan deseler de unutamıyor insan. Utandım. Piyanist de bana bakmamıştı zaten. Notalarla uğraşıyormuş. Hocam demişti piyanisti de gösterin ona da alkış isteyin diye. O günden sonra bir daha piyanisti göstermedim.


Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey ?

- Pantolon, külot, südyen dersem iğrençlik yapmış olacağım için cüzdan, telefon, mp3 player (gılahlığıynan etti mi sana 4?)


Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını isterdiniz ?

- Aha soruya bak! Asyalı taş bir adamla mutlu mesut biten herhangi bir film olabilir.


En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız ?

- Arkadaşlığımı bitirirdim! :) Ehehe o da eminim he deyip gidecek.


İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapıcağınız ilk şey nedir?

- Çok güzel bulduğum kızların evlerine gider patır patır sıçışlarını izler mutlu olurdum. Ahaha!

Çok eğlendim ve niyeyse çok geyik bir anıma geldi Memento'm! Umarım güzel cevaplamışımdır :)

Mim müziği : TIK

2 Ağustos 2012 Perşembe

Feli'nin Kore'yle İmtihanı

14 yorum
Ne zamandır Kore dizi ve filmlerine takmış durumdayım. Bu nasıl başladı?

Her şey çekik gözlülere olan ilgimle başladı. Death Note ve Azumanga Daioh'u izledikten sonra (Tabi bunlar Japon) dedim şu çekiklerin filmlerine de el atayım.

Şimdi tamamen açık konuşayım. Arkadaşımla yan yana otururken gaza geldim ve "Asian hot man" yazıp arattım. Hemen ardından şu fotoğrafı buldum:


Fotoğrafı koyacaktım ama ayıp olurdu. Ben böyle bir kız değilim insanların gözünde :)

Sonra "OHA bu kim lan" diye başladığım cümlem, adamın Byung-hun Lee olduğunu öğrenmemle son buldu. Hemen araştırdım kimmiş neymiş. Bir baktım ki facebookta saygı duyduğum bir abimizin yıllarca profil fotoğrafı olarak kullandığı adam da buymuş. Oyuncuymuş ve A Bittersweet Life diye de filmi varmış. Imdb puanı da 7.8'miş. Ben durur muyum? Sömürdüm interneti.





Hatta şu fotoğrafı da bayağı bir telefonumda arka plan olarak kaldı. Filmi beğendim ama bu Koreliler filmlerin sonuna hiç önem vermiyor. Aslında bu güzel bir şey. Adamların hayatı gerçekçi. Sevdikleri ölüyor. Film mutsuz bitiyor. Ama alışmışsın mutlu sonlara. Bunlara da alışacağım umarım.


Ben bu adamı facebooka da koyup ehe möhe bayıldım vs yazınca, bu fotoğrafı koyan arkadaş başka filmler de önerdi. Ardından ablamın bir arkadaşı Kore dizileri izlediğini, bana da verebileceğini söyledi. Sevinçten öldüm o an. Ablam almak için evine gitmiş fakat MACbook olduğu için diske atamamış. Sadece 1 tane diziyi alabilmiş. Onu da mp3 playerına. Ama tüm listeyi bana mesaj olarak attı.

Bu dizilerin en cezbedici yönleri, 12 - 20 bölümde bitmeleri.


Dizi şuydu: Flower Boy Ramyun(Ramen) Shop




Evet biliyorum çok geri zekalı gözüküyor. Hatta ilk başlarda ben de zor alıştım. Çünkü bildiğiniz çizgi filmlerdeki ses efektleri falan vardı dizide. Bu dizileri izlerken karizmatik yanınızı bir kenara koymalısınız. Ergen psikolojinizi yanınıza alın ve onunla izleyin lütfen. Çünkü o zaman çok eğleneceksiniz.

Sonuç olarak diziye bayıldım. Bu benim diğer Kore filmlerine ve dizilerine de asıl başlangıcım oldu. Birincisi, kıza çok ısındım. Ama bu Kore'lilerin bir olayı daha var. "Doğru erkek değil kalbinin sesi" diye bir düşünceleri var. Mesela tam evlenilecek taş gibi adamı bırakıyor (bkz:soldaki), kendinden 6 yaş küçük, zengin, şımarık lise öğrencisini seçiyor. Bu yanlış seçimler de gerçekçi aslında. Hep iyi erkek kazanmıyor.


Bu bittiğinde, sırf şu soldaki aşık olduğum adam oynuyor diye, adamın oynadığı tüm filmleri indirdim. Bazılarının puanları 5'in altındaydı. Buna rağmen adamı görmek için indirdim. Bir filmde sadece 2 saniye gözüktü. Olsun film güzeldi (Windstruck) ve çok acayip bitmişti..

Taa yıllar yıllar önce ablamla My Sassy Girl'ü izlemiştim. İşte Windstruck'ın başrol oyuncusu olan kız, My Sassy Girl'ün de başrol oyuncusuydu ve sevdiği erkek ölüyordu. Filmin sonunda ölen çocuk "Bugün benim kadar iyi yürekli biriyle tanışacaksın" dedi ve kız My Sassy Girl'deki çocukla tanıştı. Yani o filmin başına bağlamışlar. Çok şaşırmıştım. Sadece aynı kız oynuyor modunda izlemiştim eheh.


Vee sırada şimdi izlediğim dizide. Beethoven Virus! Bu dizi sayesinde klasik müzik kültürünüz de aşırı gelişecek emin olun. Hem de her bölümü merak edeceksiniz. Hırs yapacaksınız. Belki ben opera okuyorum diyedir ama yoo yoo o hırsı herkes yapar diye düşünüyorum.

Maalesef bu dizinin başrolündeki kıza bir türlü alışamıyorum. Sevemedim! Sürekli taytın üstüne mini etek, elbise giymesi cabası. Ya seksi ol, ya hamdolsun. Bir de ota boka ağlama! Sevinince ağlıyorsun, üzülünce ağlıyorsun, konser sırasında ağlıyorsun.

Bu filmde de sanırım orkestra şefine aşık olacağım. Her ne kadar korkunç bir şef olsa da.. Rolünü ne kadar iyi yaptığı düşünüldüğünde çok seksi gelebiliyor. Ha bir de o saçları fili fili. O klasik müzik bilgisi. Oy oy! Karizmayı sarsmaması. Belki sarsar daha gelemedim o bölümlere.

Kesinlikle önerdiğim bir dizi kendisi. Bu arada sahnedeki kişi bayansa "Bravo!" diye bağırılmazmış. O erkekler içinmiş. "Bravi" denirmiş bayanlar için. Konserime gelirseniz aklınızda bulunsun :p Ben de dizide öğrendim, şimdi kim bravo dese takılırım ben o duruma sahnede.

İşte böyle geçiyor günlerim. Eskişehir'deki evimizde dedem, babam, annem, ben.. Akşama kadar bu dizileri izlemesem çıldırabilirdim evde. Bir de akşamları gezmesek çok zorlanırdım.

Bir de herkes İstanbul'da sıcaktan pişerken ben burada üşüyorum! Bildiğiniz gece camı kapatmazsam yatamıyorum. Donuyorum! Yaşasın Eskişehir!

Bu kadar klasik müzikten bahsettim ama koyacağım parça bildiğiniz İspanyol şarkısı. Ama n'apayım çok seviyorum bu ara bunu.



 

Feli Jo Design by Insight © 2009