23 Temmuz 2012 Pazartesi

Mimoley

12 yorum
Memento'm ve Seymsomething'im beni mimlemişti. Ve ben 75 yıl sonra yazabiliyorum. Öncelikle bunun için özür dilerim ve mime başlarım.

Tek kelimeyle bu sevdiğim iki insanı anlatacakmışım. Ne zor bir mim bu ya! Tek kelimelik insan mı bu insanlar?! Sana soruyorum mim! :)

Yine de deneyelim bakalım. Iıııı..

Memento'm sen benim için tek kelimeyle "Zevkli"sin. Zevklerimiz çok uyuyor! (Burada kendimi de övmüşüm sanmayın yoo yoo! Bana göre zevkli hani aynı zevklerden dolayı.)

Seymsomething! Sen benim için "Sevinç"sin. Bloguna girdiğimde gördüğüm animeler, japonca yazılar.. Beni aşırı bir sevinç dalgasına sürüklüyor!

Sonuç olarak iyi ki varsınız! İyi ki sizi tanımışım! Sizi çok seviyorum!

Bu arada ben aşık oldum. Hem de Lee ki Woo'ya. Ahahah ciddi bir şey yapsam şaşarım. 1,89 boyuna, çekik gözüne kurban. Adam bir de müslümanmış iki saat güldüm. Adamın tüm filmlerini indiriyorum. Çok ergenim oley!

Mözük: TIK (A Bittersweet Life filminden aşık olduğum soundtrack)

1 Temmuz 2012 Pazar

Bu da Feli'den Kısa Kısa 1

21 yorum
Taa 12 Haziran'dan beri yazmamışım :O

Fotoğrafta soldan sağa: Ablam, babam, ben.

Mia'mın Mia'dan kısa kısa yazılarına özendim ve ben de yazıyorum. Çünkü her seferinde bir konu hakkında o kadar uzun yazamıyorum. Buradan Mia'ya teşekkür ediyor ve çaldığım için özür diliyorum. Eheh :)

^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^

Öncelikle ablamın ilk dilinin Arapça olduğundan bahsetmek istiyorum.

Ablam, annem ve babam, daha ablam minicikken görev gereği (öğretmenler bu arada) Hatay'da yaşıyorlarmış. Eskiden nasıl bir rahatlıksa, okulları yakın diye ablamı tek bırakıp derse giderlermiş. Annem arada gelir ablamı emzirirmiş. Bir de izlesin diye tv açarlarmış.

Sonra ablam anlamsızca konuşmaya başlamış. Sürekli bir şeyler diyormuş ama annem bebek dili gibi bir şey sanıyormuş. Bir gün bir komşuları gelmiş. Ablamla mutfakta muhabbet ederlerken annem mutfağa girmiş. "Ne konuşuyorsunuz bu kadar? Bu kız konuşamıyor ki!" demiş. Kadın da "Olur mu hiç? İki saattir Arapça konuşuyoruz." demiş kadın da. Meğer ablam "Sen niye hep bize geliyorsun?" , "Yoğurt nasıl yapılır?" gibi sorular soruyormuş kadına. Bunun da nedeni, ablamlar Hatay'ın Suriye sınırındaki bir yerde oldukları için, çeken tek tv kanalının Arapça olmasındanmış. Orada da susam sokağı gibi bir program varmış. Resmen Arapça öğrenmiş kız. Bir de sonradan unutturmasalarmış tvyi kapatıp. Şimdiye 4 dil biliyor olurdu. İki ana dili olurdu. :)

^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^

Bir gün de "Cebeees" diye ağlamaya başlamış. Annemler "Ceviz" diyor sanıp getirmişler ama ağlamayı kesmemiş. En son kapıyı göstermiş. Kapıyı bir kapatmışlar arkasında KARPUZ! Meğer canı karpuz istemiş onun Arapçası "Cebes"miş. Annemlerin paniğini yaşamak istemezdim.

^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^

Şimdi sıra bende. Ben küçükken sürekli balkonda yere oturup karınca yerdim arkadaşımla. Ağzıma atınca çıtır çıtır ses gelirdi. Tadı hiç yoktu. Neden böyle iğrençlikler yaptığımı bilmiyorum. Küçükken dediğim de bilinçliyim böyle ana sınıfı çağları olsa gerek. Biraz büyüdükten sonra da karıncaların popolarını peçeteyle sıkardım. Kahverengi bir şey yayılırdı peçeteye minicik. Sonra öldürmeden bırakırdım. Bu caniliğimi affedemiyorum. Şimdi yürürken bile yere bakıyorum ezmemek için. Karıncalara bir borcum var gibi. Örümcek olsa ezerim ama. Karıncaya bu sevgim. Suçluluk hissi. Karıncalar bir gün büyüyüp benim popomu peçeteyle sıkıp sakat bırakacakmış gibime geliyor.

^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^

Şu hayatta bana hiç güneş gözlüğü yakışmadı. Hem de hiç! Bazıları moral vermek için ben takınca "Ya oluyor işte niye öyle diyorsun?" gibi laflar ediyorlar ama yemezler. Belki çok güler yüzlüyüm, belki olayım gülünce gözlerimin küçülmesi diye yakıştırmıyorumdur. Gözlük bana bir ciddiyet veriyor. Gözlerimi saklamamalı kanımca. Bir de gözüme tam yapıştırınca ya, güldüğümde gözlük de yukarı kalkıyor yanaklardan. Geçen gün camı şeffaf bir gözlük yakıştı. Hemen aldım! Gözlük resmen Harry Potter gözlüğü. Ha diyorsanız ki "O gözlüklerin koyu camlıları var madem yakıştı onu al!". Yok o olmuyor işte. Zerrin Özer'e ya da körlere benziyorum o zaman.

^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^

Son olarak da şunu anlatmak istiyorum. Ben hep bekletildim! Nadiren bekletilmediğim oldu. Her buluşmada bekleyen ben oldum. 3 arkadaşım beni 1 saat bekletti. Her seferinde geldiklerinde çemkirmek, sonra evime dönmek istedim. Hep bir ısınma süreci yaşamam gerekti onlara karşı. 1 saat bekletildiğim bir gün hava soğuktu ve ben etekliydim. Başka bir gün de Taksim'de ve yalnızdım. Taksim'den çok korkarım. Olduğum yerde durmamak için yüz kere aşağı inip yukarı çıktım İstiklal Caddesi'nde. İlk 1 saat bekletildiğim gün de 4 tüp kan vermiştim hastane çıkışı bekletmişti kız. Kızın adını bile hatırlamıyorum ama Mia'yla tanıştığım yıldı. Dershanede aynı sınıftaydık üçümüz de. Ve Mia ona çok sinirlenmişti. Sonra Mia'yla aram ısınınca onu sattım. İyi ki de satmışım! Beni en az bekleten kişi de Mia'dır zaten. Rekorum 20 dakika falandır. O da en zor zamanda yani. Bir de ben buluşma yerine erken gideyim der bekletilirim. Bu sefer de ben geç kalayım derim. YİNE BEKLETİLİRİM! Kaderimde var. Bir gün gerçekten birini bekletmeyi düşünüyorum. Ama bildiğin o "Geldim!" diyecek, ben evden yeni çıkacağım ama "Az kaldı" deyip duracağım. Bunu ben de yapacağım! BEKLETMEYİN ARTIK BENİ! Beni bekletmeyen ilk kişiyle evlenebilirim. O derece.


^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^

Morrissey ve Antony and The Johnsons geliyormuş. O sırada Eskişehir'de olacağım. Hep konserlerine gitmek istemiştim! :(


^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^ ^_^


İlk "Kısa Kısa" yazımı beğenmeniz ve devamını getirmem dileğiyle.

 

Feli Jo Design by Insight © 2009