28 Ekim 2011 Cuma

Işık - Giysi - Makyaj

12 yorum
Merhaba sevgili bloggerlar! Yine size dertlerimle geldim.

Bu sene ışık - giysi - makyaj isimli bir dersimiz var. Bu derste sahne makyajı yapmayı (kendini yaşlı gösterme, yuvarlak yüzü köşeli yapma gibi.), opera karakterlerinin kostümlerini falan işleyecekmişiz. Başta çok sevindim bu ders için. Makyaj malzemelerinin listesini , markalarını yazdıkça için hop hop etti.

- Hocam tahmini olarak bunların hepsi ne kadar tutar?
- 360 TL civarı.

Abbov! Benim için güzel tabi. Ders için alınmış olan M.A.C. makyaj malzemeleri falan. Babam da kabul etti sevindim. Ama mesela erkekler için ne kötü bir durum. Belki bir daha hayatları boyunca kullanmayacakları malzemelere bir ton para verecekler. Neyse milleti düşündüm ne kazandım nih nih.

Bu ders için, makyajını yapmayı düşündüğüm bir karakterin fotoğrafını da koyayım.(En üst sağdaki) Umarım sene sonunda böyle bir makyajla fotoğrafım olur.

Bloga hiç yazamıyorum okula gidip gelmekten. Bir de, hani bazı zamanlar olur internetten soğursunuz. Bilgisayarı sadece dizi, film izlemek için açarsınız ya. O zamanlardan birindeyim işte ben. Yazmayı çok istiyorum, aklıma bir şey gelmiyor falan.

Bir de okuldakiler çok acayip. Bir kişi diğer arkadaşına diyor ki "Ay o parça senin sesine gitmedi yani yanlış anlama." falan diye karşıdakinin tüm hevesini kırmaya çalışıyorlar. İyi ki öyle bir arkadaş grubum yok. Biz birbirimizi yüreklendirerek yükseliyoruz (yeah.)

30 Ekim benim doğum günüm bu arada! Önce dışarıda arkadaşlarımla, yine sınıf arkadaşımın sahne aldığı bir yerde kutlayacağız. İlk defa doğum günümü dışarıda kutlıycam. Yadırgamayın beni :( Çok heyecanlıyım. Şimdiden kıyafetlerim hazır.

Sonra da bayramda ablam ve babam gelecek, onlarla da evde pasta kesicez börek yapıcam vs. Ablamı çok özledim!

Bu arada şu dört tekerlekli patenlere taktım hani 2 tane önde 2 tane arkada tekerleği olanlara. Ama Türkiye'de hiç güzel yok. Hatta sadece bir sitede buldum o da iğrençti. Önünden ayı gibi cırt cırt geçiyor falan. O kadar istedim ki neredeyse o çok tırt olanı alacaktım ama sonra aklım başıma geldi.

Bir de şu operalarda olur ya kadınların elinde böyle saplı dürbünler. Onlardan istiyorum. Geçen sene Tchibo mağazası fırsat reyonunda 12,5 TL'ye satmış onlardan! O zaman görmemiştim. Şimdi de böyle çok ucuz 50'ye 60'a buldum ama güvenilmeyen internet sitelerindendi. Taksit de yapmıyorlar ki babama kabullendirip alayım. Kendim para vermem aldırmam lazım ehehe! Bir de ben bunu rüyamda görerek istemeye başladım. Çok acayipti. Kutusu falan vardı yerleştiriyordum kutusuna opera bitince.



İşte böyle sürekli bir şeyler istiyorum ama bulamıyorum. Umarım güzel geçer doğum günüm bu sene. Bu arada doğru dürüst ders işlemiyoruz, bayram bittiği an sınavlar başlayacak. Sınavda neler çıkacak anlamadım.

Yine gelip yazmak üzere, görüşürüz, sizi seviyorum ve özlüyorum!

Bu da videolu müzik olsun fizy'de bulamadım ehe. Bu ara beni çok mutlu ediyor bu müzik!

11 Ekim 2011 Salı

Hasta

24 yorum
Günler geçiyor ve ben evde tüm ağrılarımla oturuyorum. Okula bile gidemiyorum. Tam bir teyzeyim bu ara. Anlatayım nasıl başladığını bu durumun:

Bir gün uyandım ve kürek kemiğimi incittiğimi düşündüm. Yataktan kalktım(kalkmakta zorlandım) ve ayağa kalktığımda ağrının daha beter olduğunu farkettim. Her nefes aldığınızda sırtınıza kramp girdiğini düşünün.

Neyse bu ağrı 3 gün çok az bir şekilde devam etti ama hiç etki etmiyordu. Sonra cumartesi sabahı gözümü açtım ve o da ne? Kıpırdayamıyorum! Kalkamıyorum ve her nefes aldığımda "hıaa" diye bir ses çıkarıyorum ağrıdan. Annem geldi kalkmama yardım etti. Uzanarak dinlenmeye çalışıyorum sonra uzandığım yerden kalkamıyorum. Kremler, sıcak havlular falan sürekli uzandım ama hala geçmedi! Hala kıpırdayamıyorum.

Dün de artık doktora gidelim dedik ve üniversitenin içindeki hastaneye gittik. Doktora anlattım durumu. Yataktan kalkamıyorum dedim. O da şaşırdı ve "Ama yatakta sırtın ısındığı için daha iyi olman gerekir. Bir ciğer filmi istiyorum o zaman.." dedi. Filmi çektirmeye gittim. Bir de ben korkuyorum hep doktorlar soyunmamı ister diye. Utanıyorum çünkü. Neyse ki artık filmleri bir önlük giydirerek çekiyorlarmış. Beyaz elbise gibi bir şey. Bir de filmi çeken çocuk yakışıklıydı nih nih. Kabinde gidip o önlüğü giyip geldim. Filmi çekti iki dkda ve hemen de filmi verdiler. Götürdüm doktora. Ciğerlerinde sorun yok, zaten olacağını da düşünmemiştim dedi. Bir krem bir kas gevşetici bir de ağrı kesici verdi ve yolladı. Bunları iki gündür içiyorum ama ağrılarım devam ediyor.

Bugün okula gitmedim ve yarın da gidemiycem sanırım. Gidersem de topallayıp hıaa diye bağırmadan duramayacağım için koro çalışmasına da gidemiyorum. Düşünsenize bir de İstiklal Marşı çalışıyoruz. "Korkma sönmez hıaaa!" diye sesimin çıkmasını istemem. Gerçi fortelerimi duyup beğenirlerdi belki ahaha.

Bloga da çok yazamıyorum çünkü akşamları hep film izliyorum. Ayrıca komşumuz ve oğlu geliyor çok iyi kaynaştık, hep film gecesi yapıyoruz. Çok eğleniyorum akşamları. Bloga çok yazamama nedenim de hem okul, hem çok fazla oturamayışım (şu ağrım yüzünden). Ama sizi çok özledim ve umarım güzel yazılarla dönerim. Yine de mim olursa yazabilirim diye düşünüyorum. Çünkü konu özürlüyüm bu ara!

Bir de Sung Kang diye bir aktöre aşık oldum galiba. Neden bu derece böyle tiplere sevgim var bilmiyorum. Anime izlerken bile ne yakışıklı diyebiliyorum. Çizim o be!

Müzik de bu olsun o zaman (Sınavda bu parçayı söyleyeceğim. Sınavda ilk lied(Almanca parça) deneyimi. Ama melodisi çok güzel :


3 Ekim 2011 Pazartesi

Lüküs Hayat

8 yorum
Deep beni korkunç mimlerle mimlemeye devam ediyor.. Biraz kolay olsa canım feda :(

Mim konusu: Hayattaki en büyük lükslerimiz..

Benim lüksüm yeni bir telefona aşık olduğumda onu illa aldırmak ve her türlü gereksiz şeye aşık olmak.

Sanırım ben istediğim her şeyi aldırdım şu hayatta. Ablam en çok bu özelliğime özenirdi hatta. Aynı zamanda ailemin en gıcık oldukları huyumdur galiba. Para onlardan çıkıyor çünkü.

Aslında biraz da çekim yasası gibi bir şey. Mesela bir piyano istedin aniden. Her dakika araştırıp fotoğraflarına bakıyorum. Her dakika annemlere babamlara gösteriyorum bu ne kadar güzelmiş. Aaa bu 12 taksitmiş falan diye. En sonunda susayım diye alıyorlar. Biliyorum bu konuda ne kadar iğrenç bir çocuk olduğumu ama ne bileyim böyle büyümüşüm. Kendi maaşımı almaya başladığımda, ailemin çok memnun olacağına eminim. Ama bu sefer de anneme her türlü şeyi hediye etme, borcumu ödeme isteğimden sürekli bir şey almama kızacaklar.

Mesela ben bir oyuncağa bile aşık olabilirim. 2 sene önce Mia'yla bir oyuncakçıya girip, son 10 liramı oyuncak pizza takımına vermiştim çok sevimli diye..

Ya da mp3 playerımın ekranı çatlamıştı. Ama gayet philips ve çok iyi çalıyordu. Ben gidip yeni aldırdım. Benim için o alet dört dörtlük olacak. Yoksa yanımda taşımaya utanıyorum öyle de bir huyum var. Mesela şu an 2 telefonum var. Birinin tuşlarındaki yazılar silinmiş, kabı kırılmış falan iğrenç bir halde ve ben onu taşımaya utanıyorum. Çok nadir çıkarıyorum çantamdan. Sırf o öyle oldu diye kabını değiştirtmek yerine, yeni telefon aldı(rdı)m.

Örneğin elime ne zaman AVON kataloğu geçse annem elimden çekip alır. Çünkü bilir ki kesin oradan bir şey beğeneceğim. Watsonsa girip 90 liralık alışveriş yaptığımı bilirim ablamla beraber. Sanırım bir sınırım olmalı.

Ama mesela bir şeye gereğinden fazla para vermeye de kıl oluyorum. Çok büyük bir tezat biliyorum ama.. Mesela bir adidas ayakkabı 110 lira.. Ben onu 90 liraya gördüysem o 20 liranın gitmesine çok sinirlenirim. Ben o 20 liraya daha neler alırdım gibime gelir. Oysa ki iki çekirdek bir kola al o da biter nih nih..

Sonuç olarak para artık pıt pıt biten bir şey. Dikkatli olmalıyız. Kredi kartı borçlarıyla sürünmemeliyiz. Çok şükür ki kredi kartım yok da haciz gelmiyor. Yoksa scrabble oynamadığım halde her çeşidini alır, takmadığım halde çeşit çeşit saatler alırdım.

Yani bana sevimli gelen her şey, ailemiz için büyük bir tehdit. Bu kötü özelliğimi de siz blogger arkadaşlarımla paylaşmak istedim.

Bu da müzik olsun o zaman..

1 Ekim 2011 Cumartesi

Evlilik Mimi

18 yorum
Deep beni korkunç bir mimle baş başa bıraktı. Umarım altından kalkarım.

Mim konusu : Nasıl bir evlilik hazırlığı ve töreni isterdin?

Öncelikle gelinlik ararken zayıf olmak isterdim :) Çünkü deneyip almak isterim, tipini anlatırım, yapıldıktan sonra güzel durmaz falan. Korkunç bence. Evlilik hazırlığımı annem, ablam ve Mia'yla yapmak isterim çünkü 3ünün birden aynı anda beğendiği şey hem hanım hanımcık, hem sade hem de aşırı şık olabilir. Böylece hem büyükler beni beğenir hem de kendim. Arkamdan milyonlarca dedikodu dönmesini istemem her düğünde olduğu gibi.

Her şeyi patır patır bulabilmek isterim. Neyi görürsem göreyim aklımın kalmayacağı güzellikte şeyler almalıyım. "Bu da güzelmiş ama iyi ki benimkini almışız en güzeli o" gibi tepkiler vermeliyim.

Damat tarafına en pahalı makyaj malzemelerini aldırıp(hahaha para harcatmaya başladım bile), makyajımı kendim yapmalıyım. O korkunç kuaförlere bırakamam. Zaten makyaj sade ve güzel olunca, saç da güzel durur. Hem saçın hem makyajın çok abartı olması, bir de mavimsi bir far ve kırmızı rujla gelinlerimizi mahvediyorlar. Burada kuaförlere sesleniyorum. Gelin dediğin beyaz giymiş sade olmuş, sen niye suratını boya küpü yapıyorsun?! Bir de kafasına sim döküyorsun? Gece girdiği evin her yerini sim yapıp öbür gün temizlesin diye mi? Pis kıskançlar!

Törene gelince, nedense ben çok klasik bir şekilde kır düğünü istediğimi farkettim. Aslında kır düğünü değil, kır nikahı. Çünkü ben düğün ortamı istemiyorum. Milletin oyun havasıyla oynamasını istemiyorum. Düğün benim sen niye oynuyorsun? :) Ay çok bencilim galiba. Ben hatta opera çalmasını istiyorum nikahımda. Fon müziği gibi. Sonra nikah kıyıldıktan sonra bir aria da ben söylerim, orkestra olur.. Sadece bir aria ve fon müziği için orkestrayı topladım mis.

O nikah bittikten sonra aşırı şık ve vücuda oturan(zayıfım ya hani o zaman), buna rağmen rahat bir beyaz elbiseyle eşim ve arkadaşlarımızla yemeğe, ardından eğlenmeye gitmek isterim. Düğün budur bence! Evlenenler biraz bencil olmalı, kendilerini düşünmeliler. Masa masa gezip terli teyzelerin elini öpmek, etrafta gezen bıcır bıcır veletler (çocuklardan nefret ediyorum sanırım) gelin ve damadı mutlu etmiyor bence. Ve o yemekte sadece kızın en yakın 2,3 arkadaşı ve erkeğin en yakın 2,3 arkadaşı olmalı. 900 kişi toplanmamalı. Eve gidince oh be demek yerine, eve çok geç ve çok eğlenmiş dönmek isterim.

İşte böyle.. Aklıma bayağı şey varmış iyi yarattım vallahi. Ama komik bir sonuçla bağlayacağım. Ben evlenmek istemiyorum ki. Çünkü ben birinden soğursam o evlilik yürümez. Bu yüzden kimin gerçek yüzünü görürsem göreyim soğuyacağım için, boşuna evlenmenin anlamı yok. Ağır oldu bu!

Bu da müzik olsun o zaman :) Böyle orkestrayla çalınınca ne kadar da güzel! Devamı da çok güzelmiş hep bir bölümünü duyardık. :)

 

Feli Jo Design by Insight © 2009