29 Eylül 2011 Perşembe

Vocalise

10 yorum
Bu parçayı o kadar beğendim ki sizinle de paylaşmak istedim. (Sumi Jo ayrı bir olay. Sesi resmen pamuk, hafif bir rüzgar falan gibi. Benim takma soyadımın kaynağıdır. Feli'de Felice(İtalyanca: Mutlu)'den gelir. Yihu)

Bu ara hayatımda yazı yazacağım bir gelişme pek olmadığından yazamıyorum.

Kısaca durum: Dün İstanbul'dan geldim ve Mia'yla bizim evde geçirdiğim iki gün dışında pek güzel geçmedi..Babam biz yokken eve hiçbir şey almamış ve sabah uyanıp sinir yaptım, gidip marketten kahvaltılıkları alıp, akşama babam ödeyecek dedim haha! Bugün de bilgisayar dersinden muaf olmak için sınava girdim niyeyse ikinci defa girdik sınıfça. Bu sefer daha kolay şeyler vardı. Sanırım kimse sınavı geçemediğinden tekrar yapmışlar hehe.

Buyrun müzik.. Yorumlarınızı bekliyorum :)

18 Eylül 2011 Pazar

İstanbul

18 yorum
Günler sonra merhaba :)

Geçen hafta İstanbul'a gittim (Mia'nın yazısını okuyanlar bilir.) ve çok eğlendim.

Öncelikle annem, çalıştığı yerdeki müdür ve iş yerinin sahibiyle birlikte geçe 01:30'da trene bindik. Siz siz olun trende karşılıklı koltuk almayın. Bacaklarımı uzatıp bir yere koyamamak, resmen anatomimi bozdu. Çok yoruldum ve her yerim ağrıdı. Midem kötü oldu ve saat 04:30 civarı annemle beraber yemekli vagona gittik. Trenle seyahat edenler bilir. Yemekli vagonda her saat alkollü içecek servisi vardır fakat ben sabaha doğru olduğundan, gitmişlerdir diye düşündüm. Fakat bir adam vardı. Şşşt pşşt yaptı sürekli bize. Biz de garsonların satış yaptığı yere doğru yürüyüp oraya oturduk. Ardından sanırım Karadenizli olan garson "Sizi rahatsız mı etti?" dedi. Biz de "şşt pşşt" diye seslendiğini söyledik. Garson bir süper kahraman edasıyla, gidip adama bağırdı. Senin de ailen olabilirdi burada vs. Adam dışarı çıkmadı, garson kovmaya çalıştı ve ben korku dolu bir şekilde yemeğimi yemeye çalıştım. Çünkü her zaman bıçaklanma korkum var ve trende kaçacak yerim yok diye aklıma bu durum gelip durdu. Neyse ki ters yöne yürüdü adam.

Trenden indik ve ben annemlerden 5 günlüğüne koptum. 11'de doktora gittim. Bademciklerim alındığı halde hala ağrı olduğunu söyledim. Kangrenli insanların bacağını kesince hala ağrıyor dermiş. Yani lafı yedim hehe. Psikolojikmiş, olmayan şey ağrımazmış. Öyle bir psikoloji ki ağrı kulağıma vuruyordu. Bir de yaralar geçene kadarmış o dondurma yemeler vs. Ben 3 aydır dondurma, buz gibi soğuk su gibi şeylere devam ediyordum salak gibi :) Artık ılık yiyip içmelisin dedi. Bir de faranjit olabilirmişim. Mideme çok dikkat etmeliymişim. Sanatçıların en büyük sorunu reflüymüş. Kızartma ve asitli içecekler yasaklandı.

5 günün ilk iki günü ablamın evinde geçti ve çok eğlendim. Bir de eğlenmeme şaşırdım. Eniştem şaşılacak bir biçimde "1 hafta kalsaydın ya, biz işe giderken sen havuza girerdin." dedi. Çok sevindim. Sanırım artık aramız iyi. Yihu!

Ablamla ilk gün Kadıköy'de gezdik. Ablamı beklerken Alkım'a girdim ve kitaplara baktım. Oyalanmak için tüm kitapların arkasına bakıp, geri yerine bırakan insandım. Bir süre sonra güvenlik peşime takıldı. Sürekli bana baktı. Rahatsız olup çıktım. Bir de gülümsüyor tövbe tövbe. Sonra ablam kitap almak istediğini yine girmemiz gerektiğini söyleyince adam iyice kıllandı hehe.

Sonra ablam bana Küba yemeği yedirdi, Kübalıların işlettiği bir kafeydi ve çok güzel ortamı vardı. Ayrıca orada İspanyolca dersleri, dans dersleri veriyorlarmış. Hem dersleri veren, hem yemek pişiren, hem şarkı söyleyen kişiler aynı olunca, tüm bunlara nasıl yetiştiklerine şaşıyorsunuz. Zaten ben gittiğimde çok yorgundu kadın. Kıyamam.

Eve gittik, akşam ablamın komşularıyla tanıştım. Hepsi çok eğlenceliydi. Sabah uyandık ve havuzda yüzdük. Hava biraz estiği için havuz çıkışı donduk. Oturdukları sitenin tipi çok acayip. Camdan bakan herkes sizin yüzdüğünüzü görüyor. 4 yanın gökdelen gibi, bitişik binalarla kaplı. Ortasında da havuz, spor tesisi falan var. Yüzerken utandım o yüzden ama bir kaç dk sonra alıştım. Herkes bakıyor gibi bir his olsa da o saatte uyuduklarına inandırdım kendimi.

Akşam eve geldim. Öbür gün bir arkadaşımda kaldım. Adı Dilara. Liseden, hatta ortaokuldan beri tanışıyoruz. Arkadaşıma makyaj yaptım, saçını lüleledim(gerçi zaten kıvırcıktı), elbise ve topuklu ayakkabı giydirdim ve fotoğraflarını çektim. Vintage türü oldu nih nih.

Ve sonraki gün de Taksim'de bir dondurmacıya gittik. Tüm dondurmaları çok lezzetlidir ve 3 top dondurması 10 liradır. Ama muhteşem diye sizi hiç üzmez o 10 lira. Mesela sakızlı dondurmasını yerken falım çiğniyor gibi hissedersiniz. Muzlu dondurmada muz yiyor gibi vs. Ama dondurmanın sonuna geldiğimde içinden hem saç hem sinek çıktı. Çok moralim bozuldu. Zaten bana gıcık gıcık bakan garson kıza bir şey söylemedim ve eve dönünce mail attım. Sahibi olan kadın numarasını verdi, bir daha gittiğimde onu aramamı istedi. Beni özel karşılatacağmış uu.

Son gecemi de Mia'mla geçirdim! Bizim evimize götürdüm onu ve her zamankinden daha çok eğlendik niyeyse. Benim de üzerimde o gün neşe ve komiklik vardı. İkimizin neşesi de birleşince Mia'nın blogundaki yazı ortaya çıktı ehehe.

Ayrıca yalnız başıma ilk defa şehirler arası yolculuk yaptım. Tek kişi daha güzelmiş meğer!

Bir de Eskişehir'e bilgisayar dersinden muaf olma sınavına girmek için gelmiştim. Sınava girdim ve 1 puanla muaf olmayı kaçırdım!! Ama yine de derslere gitmeyip, dersi online alabilecek bir puan almışım. Sabahın köründe uyanıp 3 saat bilgisayarda office programı görmeyeceğime sevindim. Bir de sınıftaki en yüksek puan benimmiş. Çok iyi salladım demek ki :)

İşte böyle. Çok uzun yazdım ama uzun süre yazmayınca birikti. Perşembe gününe yine bilet aldım ve yine yalnız başıma İstanbul'a gideceğim çünkü önceki gidişimde çok eğlendim. Tadı damağımda kaldı!

15 Eylül 2011 Perşembe

Blogger Dedikodusu Mimi

14 yorum
Bugün arka arkaya mim yaptım. Sanırım gaza geldim.

Deeptone'cuğum beni yine unutmamış mimlemiş! Kendisine çok teşekkür ediyor ve mime geçiyorum.


* İlk düzenli okuduğunuz blog ve hissettikleriniz;

Tabi ki Mia Wallace. Çünkü ben aslında blog yazmaya başladığımda, hiç bloggerları okumuyordum. Hangi amaçla blog açtığımı bile hatırlamıyorum. Mia da benim blog yazdığımı görünce blog açmak istedi. Mia yazmaya başladıktan sonra ben okudukça gaza gelip yazmaya başlamıştım. Hey gidi.. Boynuz kulağı öyle bir geçti ki sormayın :)


* Sanal alemden tanışıp görüştüğünüz Blogger'lar;

Mia Wallace ve Mr. E'yi tanıyorum ama blogu açmadan tanıyordum hehe.


* Blog dünyasına adım attığınızda, gökyüzündeki yıldız kadar parlak gelen, asla onun gibi olamam diye düşündüğünüz Blogger'lar;

Sanırım herkes kendine göre yazdığı, kendi kişiliğini yansıttığı için, kimse kimse gibi olmamalı diye düşündüm şu an. Blog insanı yazdıkça rahatlatıyorsa, görevini yapıyor demektir. Blogların kuralı, amacı vs. olmaz ve ben de bunu seviyorum.


* Kendinize yakın bulduğunuz Blogger'lar;

Deelroubha, Mia Wallace, Mr. E, Deeptone, Googhan, Kırmızı Başlıklı Pollyanna, Dream (dün keşfettiğim halde), Sadece Umut, Pingocuk, Memento Mori, Missbone ve daha niceleri.


* Moda blogları arasında en sevdiğiniz Blog;

Ay sanırım yok.


* Yazılarını okurken keyiflendiğiniz Blogger'lar;

Mia Wallace, Deelroubha, Kırmızı Başlıklı Pollyanna, Sadece Umut, Hemsponpi, Memento Mori, Missbone, Googhan...


* Sürekli sayfasını açtığınız, okuyup yorum bırakmadan çıktığınız Blogger'lar;

Okuduysam yorum bırakırım. Yorum varsa bilin ki okudum hehe.


* 'Blogger' dediğiniz an aklınıza ilk gelen isimleri yazıyoruz, burda link vermiyoruz, aklınıza gelenleri patır patır yazıyoruz sadece. bakalım kimler aklımıza yer etmiş ve nicklerini ezberlemişimz. Kopya çekenin... neyse kopya çekmezsiniz siz nasıl olsa hayatımızdaki en samimi yer burası öyle değil mi?

Mia Wallace, Pucca, French Oje, Deelroubha, Deeptone, Sadece Umut, Eren Tolga Onur, Mr.E, Kırmızı Başlıklı Pollyanna, Loana, Luna, Missbone, googhan, Memento Mori, Laliş, StummScream, dream, (ıııııh hadi aklına getirrrr) akatriel, inanırsak olur bence, Leah, Rory, Melly, Pingocuk...

Umarım çok fazla unuttuğum kişi olmamıştır.. Sonuç olarak hepinizi seviyorum di mi ama?

Mim şarkısı da bu!

14 Eylül 2011 Çarşamba

Ben Ölmeden Önce

20 yorum
Kırmızı Başlıklı Pollyanna ve Deeptone beni mimlemiş! Yihu!

Mimin konusu : Ölmeden önce mutlaka yapmalıyım dediğiniz şey/şeyler nelerdir?

Ölmem gereken yaştan önce ölmek istemediğimi söyler ve mime başlarım:

* Barcelona'yı görmeliyim.
* Topukluda çok rahat yürüyebilmeliyim.
* Zayıflamalıyım.
* Çello çalabilmeliyim.
* Zengin olmalıyım.
* Birkaç dili tamamen konuşabilmeliyim.
* Para s.çmalıyım.
* Sevgili bulmalıyım.
* Ünlü bir opera sanatçısı olmalıyım.
* Blog izleyici sayımı Mia'nınkine yaklaştırmalıyım (ahahaha kıskandım)
* Mutlu olmalıyım.
* Hayır diyebilmeliyim.


Sanırım bu kadar yeter :)

Blog resmini ablamın arkadaşı Aslı Akyüz çizmişti. Her hakkı saklıdır. (Sanki kendim izin aldım da ehe)

Bu da düzenlemesini çok sevdiğim bir akrabamızın (Tansel Doğanay) yaptığı şarkı.

Bir sonraki mimde görüşmek üzere...

8 Eylül 2011 Perşembe

Zorumsu Mim

19 yorum
Ve yeni bir mimle tekrar karşınızdayız. Deeptone'cuğum yine beni mimsiz bırakmadı ve benim de blogumda artı bir yazı olmuş oldu. :)

Mim konusu : "Bir gün karşı cinsin bedenine girseydik ancak ruhumuz ve beynimiz aynı kalsaydı ne yapardık?"

Ben bu mime madde madde cevap vermek istiyorum :)

* İşemek isterdim.(hehe)
* Bedenine girdiğim kişinin tipiyle kızları etkileyebilip etkileyemeyeceğimi denerdim.
* Gizlice bayan kıyafetleri giyer aynaya bakardım.
* Kıllarımı alırdım. (Galiba bir kız yaratıyorum hadi bakalım)
* Erkeklerin giymesini istediğim tarzda kıyafetler alıp giyerdim.
* Bir kızı sevmeyi veya mutlu etmeyi denerdim.
* Tecavüzcüleri, sapıkları takip eder, hiç ummadığı anda döver kaçardım. (Erkek değil süper kahraman mübarek)
* Daha güçlü olduğumdan, normalde gücümün yetmediği şeyleri yapmayı denerdim.
* Güzel bir parfüm ve deodorant alırdım.
* O bedene bırakabilirsem, güzel müzik zevki bırakmak isterdim.
* Askere giderdim.
* Sünnet olurdum.
* Biraz kas yapardım.
* Beni istemeyen kızları rahatsız etmezdim.
* Sadece dış görünüşten ibaret olup beyni olmayan kızlara bunu belirtir, kendilerini geliştirmelerini isterdim. Yaşlanınca o yüz ve vücut kalmıyor. Salak bir yaşlı olmak sıkıcı olabilir.
* Her erkeği baştan çıkaracağını sanan kızın beni baştan çıkarmasına izin vermezdim.

Evet aklıma bunlar geliyor sadece :) Ben insanları pek mimlemiyorum çünkü hep mimlenmiş oluyorlar :) ehe.

Sevgiler!


6 Eylül 2011 Salı

Sıkılıyorum!

36 yorum
Eskişehir'e geldim, bayram oldu, ablam geldi, gezdik tozduk eğlendik. Fakat o gittikten sonra eski günler geri döndü.

Annem sabahları işe gidiyor, bense o giderken görmüyorum uyuduğum için. Öğlen 2 ya da 3 gibi uyanıyorum. Kahvaltımı yapıp anime izliyorum. Bu ara La Corda D'Oro'ya sardım. Muhteşem bir anime. Zaten klasik müzikle ilgili olması bana yetiyor. Sonra gece geç saatlere kadar kitap okuyup, spor yapıp yine sabaha karşı uyuyorum. Günler böyle boş geçiyor ve özellikle akşamları sıkıntıdan patlıyorum.

Mesela şu an animeyi de izleyemiyorum çünkü annemle izlediğim için onun sevdiği dizinin bitmesini beklemem lazım :( Dizi de "Öyle bir geçer zaman ki". İçim iyice sıkıntı doldu. Hep kötü bir şey olacakmış gibi müzikleri zaten.

Bir de iğrenç bir reklam var şu an güzellik avcunun içinde diye koleston reklamı. Ay iyice sinirim bozuldu yazıyı bitirsem mi diye düşündüm.

Bari şu güzel animenin konusunu anlatayım. Eskiden müzikle ilgilenen bir adam, yaralı bir peri görüyor ve onu iyileştiriyor. Adamın hayali kendi ülkesinde bir müzik okulu açmak. Peri de diyor ki "Senin okuluna müziğin lütfunu vereceğim." Ahaha orada duyduğumu direkt yazışım. Yıllar sonra bu okul bölümlere ayrılmış bir okul oluyor.

Aaa konusunu buldum. Zaten ben başını anlattım konusunda devamı anlatılıyormuş:

"Seiso Gakuen, iki tür öğrenim veren bir lisedir, biri müzik ve diğeri normal öğrenim. Müzik öğrencilerinin daha seçkin sayıldığı okulda Hino Kahokoi normal öğrenim gören bir öğrencidir. Bir gün okula geç kaldığından koşarken düşen Hino, müzik perisi Lili ile karşılaşır. Ondan korkar ve kaçar.

Okulda düzenlenen prestijli müzik yarışmasına katılacakların isimleri okunurken Hino’nun da ismi geçer. Fakat o, yarışmaya katılmamıştır ve dahası çalabildiği bir müzik aleti de yoktur. Aslında müzik perisi Lili, onu seçmiştir ve yarışmaya katılmasını sağlamıştır. Lili ile tekrar karşılaşan Hino ondan büyülü bir keman alır. Bu kemanın özelliği çalmayı bilmeyen herhangi birisi bile çalabilmektedir sadece duygusal durumunu önemlidir. Böylelikle Hino yarışmaya katılma kararı alır ve çalışmalara başlar. Yine de, diğer yarışmacıların hepsi, müzik okulunun en yetenekli öğrencileridir."


En sevdiğim şey ise baş karakter Hino'nun tüm erkeklerden hoşlanıp, hepsiyle en küçük temasında bile heyecanlanması. Kendime benzettim haha :)

Bu da o animeden Schubert'in Ave Maria'sının düet versiyonu.

Sonuç olarak: Umarım sıkıntım geçer!

5 Eylül 2011 Pazartesi

Yeni Temaya Yardım

16 yorum
Bugün sonunda düzgün bir tema buldum. Her şeyiyle uğraştım. Arama bölümündeki yazıyı değiştirdim, üst bölüme twitter ekledim, navbar kaybolmuştu onu hallettim ama hala bir sorunum var.

BU BAŞLIKLARIN ALTINDAKİ İĞRENÇ RENK DE NE?!

Bu rengi nasıl kaldırabileceğimi anlatana sevgimi göndereceğim!

Lütfen yardımcı olun blogger arkadaşlarım. Bir el atalım şuna be!

Sizi seviyorum.

Ühü.

Fiiiit

13 yorum
Sayın izleyiciler,

Sanırım artık ben de fit olma yolunda ilerliyorum!

Bayramda ablam geldi ve 5 gün Eskişehir'de bizimle kaldı. Her günümüz dolu dolu ve çok eğlenceli geçti. Ayrıca pilates ve sporla geçti.

Önce Zumba'dan bahsedeyim. Bu zumba, dans ederek zayıflama sporudur. DVD'leri vardır ve izleyerek Beto Perez isimli adamın ve yanındakilerin yaptıklarını yaparsın. Aşırı eğlenceli bir zayıflama yöntemidir. Her bir bölüm 40 dk. kadar sürer. O 40 dkda sen oryantal, tango, flamenko, samba, rumba, çaça falan yapıyorsun eheh. Ablam yeni dvdlerini getirdi bana ve japon dansları bile var içinde. Üşenmezsem bir gün yapacağım. Zumba'nın şöyle bir videosu var tabi bu tanıtım videosu gibi. Niyeyse çok seviyorum :) Kızlar çok taş. Adam zaten sürekli beraber zumba yaptığın adam. Onun yaratıcısı.

Ayrıca bir de günde şimdilik 45 tanecik mekik çekiyorum o da ab shaper türü bir aletle. Olsun karnım ağrıyor mu ağrıyor. Çok fena hem de. 45 tanecikle ağrır mı demeyin. Daha yeniyim hemen hamlıyor her tarafım ama inatla hamlayan yerin üstüne gidiyorum.

Ablamın babamı yoldan çıkarmasıyla beraber pilates çemberi ve bandı aldık. Pilates çemberim Ebruli marka. Ebru Şallı'ya para kazandırdığım için kendimden tiksiniyorum ama Carrefour'da bir tek o vardı o an. Sanırım ablama göre güçlü olduğumdan, pilates çemberini bayağı bir eğiyorum ve ablam gülme krizine giriyor. Kendisi iki gıdım eğebiliyor. Ben iki tarafını birleştirecek kadar itiyorum. Pilates bandıyla da bacak kası kol kası falan yapmaya çalışıyorum. Her gün ağrıyla uyanıyorum ama üzerine yine yapıyorum. Kendimi iyi hissediyorum böyle yapınca.

Ablam cumartesi günü gitti ve bana İstanbul'dan bir komşusunun önerdiği hareketlerden de önerdi. Bugün de onları yaptım. İsmi "Tibet'in Gençlik Pınarı"ymış. 5 hareketten oluşuyor. Bkz. Bu da videosu.

İşte bunları yaparak, biraz da yememe dikkat ederek kilo vermeyi planlıyorum. Bu minicik şeyler işe yararsa çok mutlu olurum.

Bu arada ne zamandır istediğim çilekli şaraptan aldık bugün. Normalde alkollü içecekleri hiç sevemiyorum. Ekşi geliyor, ya da hemen omuzlarımı ağrıtıyor. Böyle acayip etkileri olmadığından bu tatlı şarabı seviyorum.

Yazıma pat diye son vermek istemezdim ama yarın bilgisayar dersinden muaf olmak için gireceğim sınavın başvurusu var. Onu halletmeliyim.

Şarkı da bu olsun.


3 Eylül 2011 Cumartesi

Şirin Mim...

2 yorum
Sevgili beni unutmayan Deeptone yine beni mimlemiş ve bloguma bir konu daha katmıştır. Kendisine sevgi ve saygılar der, mimimize geçeriz. Mimimimimi..

Mim konusu : "Hangi Şirin'siniz?" miş.. Bakalım hangisiymişim.. :)

Bu arada hangi şirinsiniz diye bir test vardı bir sitede. Üye olup testi yaptım ve sonuç bu çıktı:

Hangi şirinsiniz?

Test Sonucu : Hayalci Şirin

Şirinlerin Hayalci Şirini sürekli yeni bir yerlere gitmenin, uzaklarda yaşamanın hayalini kurar. Uzaklara gitme hevesi yüzünden Astronot Şirin olarak da tanınır. Siz de başka gezegenlere olmasa bile uzaklara gitme arzusu bakımından bir tür Hayalci Şirinsiniz. Son derece hayalperestsiniz. Bir bankta oturup başka hiçbir şey yapmadan saatlerce hayal kurabilirsiniz. Çevrenizdekiler sizi bu yüzden eleştirse bile bu kadar zengin bir hayal dünyanızın olması yaratıcı kişiliğinize işaret ediyor. Pek çok konuda yeteneklisiniz. Yapmanız gereken bu yeteneği ortaya çıkararak üstüne gitmek. Hayal kurmaktan fırsat bulursanız tabi...



Ama ben birkaç şirin birden olduğumu düşünüyorum ve hepsinin adını yazıyorum :)


Uykucu şirin: 18 saat rekorum var ve en az 10 saat uyurum (saat kurmadıkça)

Müzisyen şirin: Müzikle sürekli uğraştığımdan dolayı o olduğumu düşünüyorum ama ben pek susturulmuyorum çok şükür :)

Obur şirin: Birileri bir şeyler pişirince açsam bir an önce yemek istiyorum. Yemeğin pişmesine daha varsa ağzıma illa ki bir şeyler atıyorum yoksa midem bulanıyor. (Niyeyse)

Aşçı şirin: bkz: felimutfakta.blogspot.com :)

Süslü şirin: Makyaj yapıp, süslenip, güzel giyinmeyi çok seviyorum. Birisini bile beğenmediğimde evden çıkmak istemiyorum.


Mim müziği de(hatta videosu) bu olsun.

2 Eylül 2011 Cuma

My Way..

4 yorum

Artık sevdiğim parçaların sözlerini bloguma yazarak, sevdiğim versiyonlarını da size dinleterek, kendimi deşarj etmenin bir yolunu daha buldum. İlk parçamız.. My Way.


And now, the end is near,

And so I face the final curtain.

My friends, I'll say it clear;

I'll state my case of which I'm certain.

I've lived a life that's full -

I've travelled each and every highway.

And more, much more than this,

I did it my way.


Regrets? I've had a few,

But then again, too few to mention.

I did what I had to do

And saw it through without exemption.

I planned each charted course -

Each careful step along the byway,

And more, much more than this,

I did it my way.


Yes, there were times, I'm sure you knew,

When I bit off more than I could chew,

But through it all, when there was doubt,

I ate it up and spit it out.

I faced it all and I stood tall

And did it my way.


I've loved, I've laughed and cried,

I've had my fill - my share of losing.

But now, as tears subside,

I find it all so amusing.

To think I did all that,

And may I say, not in a shy way -

Oh no. Oh no, not me.

I did it my way.


For what is a man? What has he got?

If not himself - Then he has naught.

To say the things he truly feels

And not the words of one who kneels.

The record shows I took the blows

And did it my way.

Yes, it was my way.


Koyduğum fotoğrafın kenarındaki küçük yazı : "There is no way to happiness. Happiness is the way... - The Buddha"


Ömür Göksel'den gelsin..


 

Feli Jo Design by Insight © 2009