17 Aralık 2011 Cumartesi

Burçlar Mimi

14 yorum
Volante'm beni taaa 12 Kasım'da mimlemiştii. Bu kadar geç yazdığım için kendisinden özür diliyorum ve mime geçiyorumm! :)

1) Burçlar hakkında ne kadar bilgiye sahipsin?

Açıkçası çok fazla bilgi sahibi değilim. Hatta yükselenimi bile yeni öğrenmiştim ki unuttum bile :)

2) Hiç horoskop haritanı çıkarma gereği duydun mu?

Horosss? Horosp.. ? Ne?

3) Burcunun hangi özelliğini taşıdığına inanıyorsun ya da çevrendekiler en belirgin özelliğinin ne olduğunu söyler?

Sanırım iyi niyetli oluşum. Arkadaşlarım için elimden geleni yapışım. Yoksa kimseyi kendime hemen aşık etmiyorum falan.


4) Eğer detaylı bir araştırman olduysa çevrendeki insanların burcunu sorup üzerine yorum yapma ihtiyacı hissettin mi?

Merak etmiyorum ki. Biri bana sorarsa söyleyip, onunkini de soruyorum ama söylenmesi üzerine hiçbir tepkim olmuyor. Bazen "Aaa annem de Balık!" diyorum o kadar :)


Bu da yazının müzüüü olsun :)

7 Aralık 2011 Çarşamba

Çok Yönlü Blogger Ödülü

26 yorum
İlk defa ödül yazısı yazıyorum sanırım. Çok heyecanlıyım. 75 yıldır yazamıyorum, 3 kişi tarafından farklı konularda mimlendim hepsine çok teşekkür ederim! Sınavlar, okul derken hiç yazamıyorum moralim bozuluyor! Mia'm bana ödül vermiş!! Neyse yazımı yazayım :)

Ödülün kuralları da varmış. Mia'mın yazısından baka baka yazıyorum yazıyı :)


1- Ödülü bize veren kişiye teşekkür ediyoruz ve blogunun linkini veriyoruz:


Benim ödülümü tabi ki Mia'm vermiş. Blogu açmasını sağladığım için. Yihhuu! Mia'yı tanımanıza ben neden oldum nih nih!


2- Hakkımızda 7 gerçek paylaşıyoruz: (korkunç)


a) Yemek yerken ağzımda iki tadın karışmasından nefret ediyorum. O yüzden kahvaltıda bile omlet varsa önce onu bitiriyorum. Sonra çayı yudumluyorum. Çayı da çok sıcak sevmiyorum zaten. O da bekleyip biraz ılınmış oluyor.

b) Türkçeye aşırı derecede bir ilgim var. Türkçe kurallarına uymadan yazılan her şey gözüme çok batıyor. Gerçi bu internette geçerli değil. Burada kısaltmalara ihtiyacımız var. Ama tabelalar, kitaplar, resmi yazılar gibi şeylerde, yanlış yazılan kelimeler, anında gözüme çarpıyor ve bundan kendimi alamıyorum.

c) Aklımda hiçbir şeyi tutamıyorum. Sanırım bademcik ameliyatındaki narkoz olayı yüzünden böyle oldum. Hatta kendim verdiğim bilgiyi bile unutuyorum. Çok korkunç.

ç) İki kişi aynı anda konuştuğunda, biri benimle konuşmasa bile sırf konuştuğu için tamamen dikkatim dağılıyor. Beynimi ikiye bölemiyorum dediğimde "Piyano çalarken aynı anda konuşuyorsun da bu mu olmuyor?" diyorlar ve evet olmuyor! Örneğin birisi telefonda konuşuyor, ikinci kişi benimle konuşuyor. Benimle konuşanı duymuyorum. Telefondakini dinliyorum ama benimle konuşana bakıyorum. Telefondakini de anlamıyorum. Tamamen uğultu oluşuyor beynimde. Benimle konuşan çırpınıyor duymam için ama duymuyorum. Sizce de korkunç değil mi? Sömestrda bu nedenle doktora gitmeliyim. Dikkat dağınıklığım var :O

d) Bazı günler nedensizce çok gergin oluyorum ve bana birisi dokunsa bile sinirim bozuluyor. Herkesten kaçar oluyorum. Nedenini de bilmiyorum. Arkadaşlarım bu durumun farkında olmuyor, ben normal davranıyorum çünkü dengesiz insanlardan nefret ediyorum. Dengeli gözükmek için her şeyi yapıyorum. Zaten tek dengesizliğim bu. Bunu da içimde yaşıyorum. Arada anneme yansıtıyorum. Özür dilerim anne!

e) "Bana her şey yakışır" ve "Bugün ne giysem?" programlarını izlemeye bayılıyorum. Benimle dalga geçmeyin! :)

f) Gözüme makyaj yaptığımda (her gün yapıyorum) kaçınılmaz bir durum yaşıyorum. Göz kapağımdaki far hep bir çizgi halinde toplanıyor. Gözümün altındaki kalem yayılıyor. "Şu marka al onlar yayılmıyor!" dendiğinde hemen alıyorum ama o da yayılıyor. Far bazı diye bir şey varmış far yayılmasın diye galiba ama onlar da yayabiliyormuş bazen. Ay sinirlendim!


3- Sevdiğiniz 10 blogçuya bu ödülü verin ve verdiğinizi de haber verin:


* Hem en yakın arkadaşım, hem en iyi blogger! O birrrrrrr Mia!

* Yazılarına çok güldüğüm için, sık sık yazı yazdığı ve yorum yaptığı için: googhan!

* Nedense dertleriyle en çok ilgilendiğim insan. Okuyup, bir de dertlerine çözüm bulmak istediğim, kendimden bir şeyler gördüğüm blogger : At Yarışındaki Eşek!

* Yaşadığın anın tadını çıkar adamı : Mr. E!

* Blogumu bol bol okuyan, tatlı tatlı yorumlar bırakan, profil fotoğrafı Marilyn olan o tatlıı o sevimlii Hemsponpi!

* Ortak zevklerimizin uyuştuğunu gördüğüm (Mia'ya olan aşkımızdan da belli), çok sevdiğim blogger: memento mori!

* Sevimli ve sade bloguyla : Missbone!

* 9 Eylül'den beri bloguna yazmayan, yazmama ödülü uygun gördüğüm sayın ablam : Deelroubha!

* Yine bana yaptığı yorumlar sayesinde tanıdığım, çok sevdiğim : Pingocuk!

* Ve son olarak erkek olsaydım o halimi daha çok sevecek olan, Marslı bir kız : Luna! :)

10 kişi kısıtlamasından dolayı bu kadar yazabildim. Sizleri seviyorum!!

4 Kasım 2011 Cuma

Feli Jo'nun Sesi

31 yorum
Ne zamandır bir şey yazamadığım için, bari böyle bir sürpriz türü bir şey olsun dedim ve size geçen sene sonunda verdiğimiz konserde (hazırlıktayken) kaydettiğimiz bol detoneli sesimi dinletmek istedim.

Şuradan açabilirsiniz. (Eğer mp3 olarak yazıya koymayı bilen varsa bana yardım edebilir mi?:))

Parçanın sonunda annemin sesi geliyor:

"Yerim ben seni"

Aria antik (arie antiche falan diye de yazılabiliyor) Alessandro Scarlatti'nin "Se Tu Della Mia Morte" isimli bestesi.

Sözleri:

Se tu della mia morte
A questa destra forte
La gloria non vuoi dar, dalla a'tuoi lumi,
E il dardo del tuo sguardo
Sia quello che m'uccida e mi consumi.


Umarım beğenirsiniz!! :)

Bu arada yarın ablam geliyor ve çok heyecanlıyım! Onunla burada keşfettiğim bir iki ortama akmak istiyorum ehe!

Doğum günümü 3 gün boyunca kutladık ve ablamla da kutlayacağız! Çok güzel geçti!

En yakın zamanda tekrar yazı yazabileceğim olumlu gelişmeler olması dileğiyle!!

28 Ekim 2011 Cuma

Işık - Giysi - Makyaj

12 yorum
Merhaba sevgili bloggerlar! Yine size dertlerimle geldim.

Bu sene ışık - giysi - makyaj isimli bir dersimiz var. Bu derste sahne makyajı yapmayı (kendini yaşlı gösterme, yuvarlak yüzü köşeli yapma gibi.), opera karakterlerinin kostümlerini falan işleyecekmişiz. Başta çok sevindim bu ders için. Makyaj malzemelerinin listesini , markalarını yazdıkça için hop hop etti.

- Hocam tahmini olarak bunların hepsi ne kadar tutar?
- 360 TL civarı.

Abbov! Benim için güzel tabi. Ders için alınmış olan M.A.C. makyaj malzemeleri falan. Babam da kabul etti sevindim. Ama mesela erkekler için ne kötü bir durum. Belki bir daha hayatları boyunca kullanmayacakları malzemelere bir ton para verecekler. Neyse milleti düşündüm ne kazandım nih nih.

Bu ders için, makyajını yapmayı düşündüğüm bir karakterin fotoğrafını da koyayım.(En üst sağdaki) Umarım sene sonunda böyle bir makyajla fotoğrafım olur.

Bloga hiç yazamıyorum okula gidip gelmekten. Bir de, hani bazı zamanlar olur internetten soğursunuz. Bilgisayarı sadece dizi, film izlemek için açarsınız ya. O zamanlardan birindeyim işte ben. Yazmayı çok istiyorum, aklıma bir şey gelmiyor falan.

Bir de okuldakiler çok acayip. Bir kişi diğer arkadaşına diyor ki "Ay o parça senin sesine gitmedi yani yanlış anlama." falan diye karşıdakinin tüm hevesini kırmaya çalışıyorlar. İyi ki öyle bir arkadaş grubum yok. Biz birbirimizi yüreklendirerek yükseliyoruz (yeah.)

30 Ekim benim doğum günüm bu arada! Önce dışarıda arkadaşlarımla, yine sınıf arkadaşımın sahne aldığı bir yerde kutlayacağız. İlk defa doğum günümü dışarıda kutlıycam. Yadırgamayın beni :( Çok heyecanlıyım. Şimdiden kıyafetlerim hazır.

Sonra da bayramda ablam ve babam gelecek, onlarla da evde pasta kesicez börek yapıcam vs. Ablamı çok özledim!

Bu arada şu dört tekerlekli patenlere taktım hani 2 tane önde 2 tane arkada tekerleği olanlara. Ama Türkiye'de hiç güzel yok. Hatta sadece bir sitede buldum o da iğrençti. Önünden ayı gibi cırt cırt geçiyor falan. O kadar istedim ki neredeyse o çok tırt olanı alacaktım ama sonra aklım başıma geldi.

Bir de şu operalarda olur ya kadınların elinde böyle saplı dürbünler. Onlardan istiyorum. Geçen sene Tchibo mağazası fırsat reyonunda 12,5 TL'ye satmış onlardan! O zaman görmemiştim. Şimdi de böyle çok ucuz 50'ye 60'a buldum ama güvenilmeyen internet sitelerindendi. Taksit de yapmıyorlar ki babama kabullendirip alayım. Kendim para vermem aldırmam lazım ehehe! Bir de ben bunu rüyamda görerek istemeye başladım. Çok acayipti. Kutusu falan vardı yerleştiriyordum kutusuna opera bitince.



İşte böyle sürekli bir şeyler istiyorum ama bulamıyorum. Umarım güzel geçer doğum günüm bu sene. Bu arada doğru dürüst ders işlemiyoruz, bayram bittiği an sınavlar başlayacak. Sınavda neler çıkacak anlamadım.

Yine gelip yazmak üzere, görüşürüz, sizi seviyorum ve özlüyorum!

Bu da videolu müzik olsun fizy'de bulamadım ehe. Bu ara beni çok mutlu ediyor bu müzik!

11 Ekim 2011 Salı

Hasta

24 yorum
Günler geçiyor ve ben evde tüm ağrılarımla oturuyorum. Okula bile gidemiyorum. Tam bir teyzeyim bu ara. Anlatayım nasıl başladığını bu durumun:

Bir gün uyandım ve kürek kemiğimi incittiğimi düşündüm. Yataktan kalktım(kalkmakta zorlandım) ve ayağa kalktığımda ağrının daha beter olduğunu farkettim. Her nefes aldığınızda sırtınıza kramp girdiğini düşünün.

Neyse bu ağrı 3 gün çok az bir şekilde devam etti ama hiç etki etmiyordu. Sonra cumartesi sabahı gözümü açtım ve o da ne? Kıpırdayamıyorum! Kalkamıyorum ve her nefes aldığımda "hıaa" diye bir ses çıkarıyorum ağrıdan. Annem geldi kalkmama yardım etti. Uzanarak dinlenmeye çalışıyorum sonra uzandığım yerden kalkamıyorum. Kremler, sıcak havlular falan sürekli uzandım ama hala geçmedi! Hala kıpırdayamıyorum.

Dün de artık doktora gidelim dedik ve üniversitenin içindeki hastaneye gittik. Doktora anlattım durumu. Yataktan kalkamıyorum dedim. O da şaşırdı ve "Ama yatakta sırtın ısındığı için daha iyi olman gerekir. Bir ciğer filmi istiyorum o zaman.." dedi. Filmi çektirmeye gittim. Bir de ben korkuyorum hep doktorlar soyunmamı ister diye. Utanıyorum çünkü. Neyse ki artık filmleri bir önlük giydirerek çekiyorlarmış. Beyaz elbise gibi bir şey. Bir de filmi çeken çocuk yakışıklıydı nih nih. Kabinde gidip o önlüğü giyip geldim. Filmi çekti iki dkda ve hemen de filmi verdiler. Götürdüm doktora. Ciğerlerinde sorun yok, zaten olacağını da düşünmemiştim dedi. Bir krem bir kas gevşetici bir de ağrı kesici verdi ve yolladı. Bunları iki gündür içiyorum ama ağrılarım devam ediyor.

Bugün okula gitmedim ve yarın da gidemiycem sanırım. Gidersem de topallayıp hıaa diye bağırmadan duramayacağım için koro çalışmasına da gidemiyorum. Düşünsenize bir de İstiklal Marşı çalışıyoruz. "Korkma sönmez hıaaa!" diye sesimin çıkmasını istemem. Gerçi fortelerimi duyup beğenirlerdi belki ahaha.

Bloga da çok yazamıyorum çünkü akşamları hep film izliyorum. Ayrıca komşumuz ve oğlu geliyor çok iyi kaynaştık, hep film gecesi yapıyoruz. Çok eğleniyorum akşamları. Bloga çok yazamama nedenim de hem okul, hem çok fazla oturamayışım (şu ağrım yüzünden). Ama sizi çok özledim ve umarım güzel yazılarla dönerim. Yine de mim olursa yazabilirim diye düşünüyorum. Çünkü konu özürlüyüm bu ara!

Bir de Sung Kang diye bir aktöre aşık oldum galiba. Neden bu derece böyle tiplere sevgim var bilmiyorum. Anime izlerken bile ne yakışıklı diyebiliyorum. Çizim o be!

Müzik de bu olsun o zaman (Sınavda bu parçayı söyleyeceğim. Sınavda ilk lied(Almanca parça) deneyimi. Ama melodisi çok güzel :


3 Ekim 2011 Pazartesi

Lüküs Hayat

8 yorum
Deep beni korkunç mimlerle mimlemeye devam ediyor.. Biraz kolay olsa canım feda :(

Mim konusu: Hayattaki en büyük lükslerimiz..

Benim lüksüm yeni bir telefona aşık olduğumda onu illa aldırmak ve her türlü gereksiz şeye aşık olmak.

Sanırım ben istediğim her şeyi aldırdım şu hayatta. Ablam en çok bu özelliğime özenirdi hatta. Aynı zamanda ailemin en gıcık oldukları huyumdur galiba. Para onlardan çıkıyor çünkü.

Aslında biraz da çekim yasası gibi bir şey. Mesela bir piyano istedin aniden. Her dakika araştırıp fotoğraflarına bakıyorum. Her dakika annemlere babamlara gösteriyorum bu ne kadar güzelmiş. Aaa bu 12 taksitmiş falan diye. En sonunda susayım diye alıyorlar. Biliyorum bu konuda ne kadar iğrenç bir çocuk olduğumu ama ne bileyim böyle büyümüşüm. Kendi maaşımı almaya başladığımda, ailemin çok memnun olacağına eminim. Ama bu sefer de anneme her türlü şeyi hediye etme, borcumu ödeme isteğimden sürekli bir şey almama kızacaklar.

Mesela ben bir oyuncağa bile aşık olabilirim. 2 sene önce Mia'yla bir oyuncakçıya girip, son 10 liramı oyuncak pizza takımına vermiştim çok sevimli diye..

Ya da mp3 playerımın ekranı çatlamıştı. Ama gayet philips ve çok iyi çalıyordu. Ben gidip yeni aldırdım. Benim için o alet dört dörtlük olacak. Yoksa yanımda taşımaya utanıyorum öyle de bir huyum var. Mesela şu an 2 telefonum var. Birinin tuşlarındaki yazılar silinmiş, kabı kırılmış falan iğrenç bir halde ve ben onu taşımaya utanıyorum. Çok nadir çıkarıyorum çantamdan. Sırf o öyle oldu diye kabını değiştirtmek yerine, yeni telefon aldı(rdı)m.

Örneğin elime ne zaman AVON kataloğu geçse annem elimden çekip alır. Çünkü bilir ki kesin oradan bir şey beğeneceğim. Watsonsa girip 90 liralık alışveriş yaptığımı bilirim ablamla beraber. Sanırım bir sınırım olmalı.

Ama mesela bir şeye gereğinden fazla para vermeye de kıl oluyorum. Çok büyük bir tezat biliyorum ama.. Mesela bir adidas ayakkabı 110 lira.. Ben onu 90 liraya gördüysem o 20 liranın gitmesine çok sinirlenirim. Ben o 20 liraya daha neler alırdım gibime gelir. Oysa ki iki çekirdek bir kola al o da biter nih nih..

Sonuç olarak para artık pıt pıt biten bir şey. Dikkatli olmalıyız. Kredi kartı borçlarıyla sürünmemeliyiz. Çok şükür ki kredi kartım yok da haciz gelmiyor. Yoksa scrabble oynamadığım halde her çeşidini alır, takmadığım halde çeşit çeşit saatler alırdım.

Yani bana sevimli gelen her şey, ailemiz için büyük bir tehdit. Bu kötü özelliğimi de siz blogger arkadaşlarımla paylaşmak istedim.

Bu da müzik olsun o zaman..

1 Ekim 2011 Cumartesi

Evlilik Mimi

18 yorum
Deep beni korkunç bir mimle baş başa bıraktı. Umarım altından kalkarım.

Mim konusu : Nasıl bir evlilik hazırlığı ve töreni isterdin?

Öncelikle gelinlik ararken zayıf olmak isterdim :) Çünkü deneyip almak isterim, tipini anlatırım, yapıldıktan sonra güzel durmaz falan. Korkunç bence. Evlilik hazırlığımı annem, ablam ve Mia'yla yapmak isterim çünkü 3ünün birden aynı anda beğendiği şey hem hanım hanımcık, hem sade hem de aşırı şık olabilir. Böylece hem büyükler beni beğenir hem de kendim. Arkamdan milyonlarca dedikodu dönmesini istemem her düğünde olduğu gibi.

Her şeyi patır patır bulabilmek isterim. Neyi görürsem göreyim aklımın kalmayacağı güzellikte şeyler almalıyım. "Bu da güzelmiş ama iyi ki benimkini almışız en güzeli o" gibi tepkiler vermeliyim.

Damat tarafına en pahalı makyaj malzemelerini aldırıp(hahaha para harcatmaya başladım bile), makyajımı kendim yapmalıyım. O korkunç kuaförlere bırakamam. Zaten makyaj sade ve güzel olunca, saç da güzel durur. Hem saçın hem makyajın çok abartı olması, bir de mavimsi bir far ve kırmızı rujla gelinlerimizi mahvediyorlar. Burada kuaförlere sesleniyorum. Gelin dediğin beyaz giymiş sade olmuş, sen niye suratını boya küpü yapıyorsun?! Bir de kafasına sim döküyorsun? Gece girdiği evin her yerini sim yapıp öbür gün temizlesin diye mi? Pis kıskançlar!

Törene gelince, nedense ben çok klasik bir şekilde kır düğünü istediğimi farkettim. Aslında kır düğünü değil, kır nikahı. Çünkü ben düğün ortamı istemiyorum. Milletin oyun havasıyla oynamasını istemiyorum. Düğün benim sen niye oynuyorsun? :) Ay çok bencilim galiba. Ben hatta opera çalmasını istiyorum nikahımda. Fon müziği gibi. Sonra nikah kıyıldıktan sonra bir aria da ben söylerim, orkestra olur.. Sadece bir aria ve fon müziği için orkestrayı topladım mis.

O nikah bittikten sonra aşırı şık ve vücuda oturan(zayıfım ya hani o zaman), buna rağmen rahat bir beyaz elbiseyle eşim ve arkadaşlarımızla yemeğe, ardından eğlenmeye gitmek isterim. Düğün budur bence! Evlenenler biraz bencil olmalı, kendilerini düşünmeliler. Masa masa gezip terli teyzelerin elini öpmek, etrafta gezen bıcır bıcır veletler (çocuklardan nefret ediyorum sanırım) gelin ve damadı mutlu etmiyor bence. Ve o yemekte sadece kızın en yakın 2,3 arkadaşı ve erkeğin en yakın 2,3 arkadaşı olmalı. 900 kişi toplanmamalı. Eve gidince oh be demek yerine, eve çok geç ve çok eğlenmiş dönmek isterim.

İşte böyle.. Aklıma bayağı şey varmış iyi yarattım vallahi. Ama komik bir sonuçla bağlayacağım. Ben evlenmek istemiyorum ki. Çünkü ben birinden soğursam o evlilik yürümez. Bu yüzden kimin gerçek yüzünü görürsem göreyim soğuyacağım için, boşuna evlenmenin anlamı yok. Ağır oldu bu!

Bu da müzik olsun o zaman :) Böyle orkestrayla çalınınca ne kadar da güzel! Devamı da çok güzelmiş hep bir bölümünü duyardık. :)

29 Eylül 2011 Perşembe

Vocalise

10 yorum
Bu parçayı o kadar beğendim ki sizinle de paylaşmak istedim. (Sumi Jo ayrı bir olay. Sesi resmen pamuk, hafif bir rüzgar falan gibi. Benim takma soyadımın kaynağıdır. Feli'de Felice(İtalyanca: Mutlu)'den gelir. Yihu)

Bu ara hayatımda yazı yazacağım bir gelişme pek olmadığından yazamıyorum.

Kısaca durum: Dün İstanbul'dan geldim ve Mia'yla bizim evde geçirdiğim iki gün dışında pek güzel geçmedi..Babam biz yokken eve hiçbir şey almamış ve sabah uyanıp sinir yaptım, gidip marketten kahvaltılıkları alıp, akşama babam ödeyecek dedim haha! Bugün de bilgisayar dersinden muaf olmak için sınava girdim niyeyse ikinci defa girdik sınıfça. Bu sefer daha kolay şeyler vardı. Sanırım kimse sınavı geçemediğinden tekrar yapmışlar hehe.

Buyrun müzik.. Yorumlarınızı bekliyorum :)

18 Eylül 2011 Pazar

İstanbul

18 yorum
Günler sonra merhaba :)

Geçen hafta İstanbul'a gittim (Mia'nın yazısını okuyanlar bilir.) ve çok eğlendim.

Öncelikle annem, çalıştığı yerdeki müdür ve iş yerinin sahibiyle birlikte geçe 01:30'da trene bindik. Siz siz olun trende karşılıklı koltuk almayın. Bacaklarımı uzatıp bir yere koyamamak, resmen anatomimi bozdu. Çok yoruldum ve her yerim ağrıdı. Midem kötü oldu ve saat 04:30 civarı annemle beraber yemekli vagona gittik. Trenle seyahat edenler bilir. Yemekli vagonda her saat alkollü içecek servisi vardır fakat ben sabaha doğru olduğundan, gitmişlerdir diye düşündüm. Fakat bir adam vardı. Şşşt pşşt yaptı sürekli bize. Biz de garsonların satış yaptığı yere doğru yürüyüp oraya oturduk. Ardından sanırım Karadenizli olan garson "Sizi rahatsız mı etti?" dedi. Biz de "şşt pşşt" diye seslendiğini söyledik. Garson bir süper kahraman edasıyla, gidip adama bağırdı. Senin de ailen olabilirdi burada vs. Adam dışarı çıkmadı, garson kovmaya çalıştı ve ben korku dolu bir şekilde yemeğimi yemeye çalıştım. Çünkü her zaman bıçaklanma korkum var ve trende kaçacak yerim yok diye aklıma bu durum gelip durdu. Neyse ki ters yöne yürüdü adam.

Trenden indik ve ben annemlerden 5 günlüğüne koptum. 11'de doktora gittim. Bademciklerim alındığı halde hala ağrı olduğunu söyledim. Kangrenli insanların bacağını kesince hala ağrıyor dermiş. Yani lafı yedim hehe. Psikolojikmiş, olmayan şey ağrımazmış. Öyle bir psikoloji ki ağrı kulağıma vuruyordu. Bir de yaralar geçene kadarmış o dondurma yemeler vs. Ben 3 aydır dondurma, buz gibi soğuk su gibi şeylere devam ediyordum salak gibi :) Artık ılık yiyip içmelisin dedi. Bir de faranjit olabilirmişim. Mideme çok dikkat etmeliymişim. Sanatçıların en büyük sorunu reflüymüş. Kızartma ve asitli içecekler yasaklandı.

5 günün ilk iki günü ablamın evinde geçti ve çok eğlendim. Bir de eğlenmeme şaşırdım. Eniştem şaşılacak bir biçimde "1 hafta kalsaydın ya, biz işe giderken sen havuza girerdin." dedi. Çok sevindim. Sanırım artık aramız iyi. Yihu!

Ablamla ilk gün Kadıköy'de gezdik. Ablamı beklerken Alkım'a girdim ve kitaplara baktım. Oyalanmak için tüm kitapların arkasına bakıp, geri yerine bırakan insandım. Bir süre sonra güvenlik peşime takıldı. Sürekli bana baktı. Rahatsız olup çıktım. Bir de gülümsüyor tövbe tövbe. Sonra ablam kitap almak istediğini yine girmemiz gerektiğini söyleyince adam iyice kıllandı hehe.

Sonra ablam bana Küba yemeği yedirdi, Kübalıların işlettiği bir kafeydi ve çok güzel ortamı vardı. Ayrıca orada İspanyolca dersleri, dans dersleri veriyorlarmış. Hem dersleri veren, hem yemek pişiren, hem şarkı söyleyen kişiler aynı olunca, tüm bunlara nasıl yetiştiklerine şaşıyorsunuz. Zaten ben gittiğimde çok yorgundu kadın. Kıyamam.

Eve gittik, akşam ablamın komşularıyla tanıştım. Hepsi çok eğlenceliydi. Sabah uyandık ve havuzda yüzdük. Hava biraz estiği için havuz çıkışı donduk. Oturdukları sitenin tipi çok acayip. Camdan bakan herkes sizin yüzdüğünüzü görüyor. 4 yanın gökdelen gibi, bitişik binalarla kaplı. Ortasında da havuz, spor tesisi falan var. Yüzerken utandım o yüzden ama bir kaç dk sonra alıştım. Herkes bakıyor gibi bir his olsa da o saatte uyuduklarına inandırdım kendimi.

Akşam eve geldim. Öbür gün bir arkadaşımda kaldım. Adı Dilara. Liseden, hatta ortaokuldan beri tanışıyoruz. Arkadaşıma makyaj yaptım, saçını lüleledim(gerçi zaten kıvırcıktı), elbise ve topuklu ayakkabı giydirdim ve fotoğraflarını çektim. Vintage türü oldu nih nih.

Ve sonraki gün de Taksim'de bir dondurmacıya gittik. Tüm dondurmaları çok lezzetlidir ve 3 top dondurması 10 liradır. Ama muhteşem diye sizi hiç üzmez o 10 lira. Mesela sakızlı dondurmasını yerken falım çiğniyor gibi hissedersiniz. Muzlu dondurmada muz yiyor gibi vs. Ama dondurmanın sonuna geldiğimde içinden hem saç hem sinek çıktı. Çok moralim bozuldu. Zaten bana gıcık gıcık bakan garson kıza bir şey söylemedim ve eve dönünce mail attım. Sahibi olan kadın numarasını verdi, bir daha gittiğimde onu aramamı istedi. Beni özel karşılatacağmış uu.

Son gecemi de Mia'mla geçirdim! Bizim evimize götürdüm onu ve her zamankinden daha çok eğlendik niyeyse. Benim de üzerimde o gün neşe ve komiklik vardı. İkimizin neşesi de birleşince Mia'nın blogundaki yazı ortaya çıktı ehehe.

Ayrıca yalnız başıma ilk defa şehirler arası yolculuk yaptım. Tek kişi daha güzelmiş meğer!

Bir de Eskişehir'e bilgisayar dersinden muaf olma sınavına girmek için gelmiştim. Sınava girdim ve 1 puanla muaf olmayı kaçırdım!! Ama yine de derslere gitmeyip, dersi online alabilecek bir puan almışım. Sabahın köründe uyanıp 3 saat bilgisayarda office programı görmeyeceğime sevindim. Bir de sınıftaki en yüksek puan benimmiş. Çok iyi salladım demek ki :)

İşte böyle. Çok uzun yazdım ama uzun süre yazmayınca birikti. Perşembe gününe yine bilet aldım ve yine yalnız başıma İstanbul'a gideceğim çünkü önceki gidişimde çok eğlendim. Tadı damağımda kaldı!

15 Eylül 2011 Perşembe

Blogger Dedikodusu Mimi

14 yorum
Bugün arka arkaya mim yaptım. Sanırım gaza geldim.

Deeptone'cuğum beni yine unutmamış mimlemiş! Kendisine çok teşekkür ediyor ve mime geçiyorum.


* İlk düzenli okuduğunuz blog ve hissettikleriniz;

Tabi ki Mia Wallace. Çünkü ben aslında blog yazmaya başladığımda, hiç bloggerları okumuyordum. Hangi amaçla blog açtığımı bile hatırlamıyorum. Mia da benim blog yazdığımı görünce blog açmak istedi. Mia yazmaya başladıktan sonra ben okudukça gaza gelip yazmaya başlamıştım. Hey gidi.. Boynuz kulağı öyle bir geçti ki sormayın :)


* Sanal alemden tanışıp görüştüğünüz Blogger'lar;

Mia Wallace ve Mr. E'yi tanıyorum ama blogu açmadan tanıyordum hehe.


* Blog dünyasına adım attığınızda, gökyüzündeki yıldız kadar parlak gelen, asla onun gibi olamam diye düşündüğünüz Blogger'lar;

Sanırım herkes kendine göre yazdığı, kendi kişiliğini yansıttığı için, kimse kimse gibi olmamalı diye düşündüm şu an. Blog insanı yazdıkça rahatlatıyorsa, görevini yapıyor demektir. Blogların kuralı, amacı vs. olmaz ve ben de bunu seviyorum.


* Kendinize yakın bulduğunuz Blogger'lar;

Deelroubha, Mia Wallace, Mr. E, Deeptone, Googhan, Kırmızı Başlıklı Pollyanna, Dream (dün keşfettiğim halde), Sadece Umut, Pingocuk, Memento Mori, Missbone ve daha niceleri.


* Moda blogları arasında en sevdiğiniz Blog;

Ay sanırım yok.


* Yazılarını okurken keyiflendiğiniz Blogger'lar;

Mia Wallace, Deelroubha, Kırmızı Başlıklı Pollyanna, Sadece Umut, Hemsponpi, Memento Mori, Missbone, Googhan...


* Sürekli sayfasını açtığınız, okuyup yorum bırakmadan çıktığınız Blogger'lar;

Okuduysam yorum bırakırım. Yorum varsa bilin ki okudum hehe.


* 'Blogger' dediğiniz an aklınıza ilk gelen isimleri yazıyoruz, burda link vermiyoruz, aklınıza gelenleri patır patır yazıyoruz sadece. bakalım kimler aklımıza yer etmiş ve nicklerini ezberlemişimz. Kopya çekenin... neyse kopya çekmezsiniz siz nasıl olsa hayatımızdaki en samimi yer burası öyle değil mi?

Mia Wallace, Pucca, French Oje, Deelroubha, Deeptone, Sadece Umut, Eren Tolga Onur, Mr.E, Kırmızı Başlıklı Pollyanna, Loana, Luna, Missbone, googhan, Memento Mori, Laliş, StummScream, dream, (ıııııh hadi aklına getirrrr) akatriel, inanırsak olur bence, Leah, Rory, Melly, Pingocuk...

Umarım çok fazla unuttuğum kişi olmamıştır.. Sonuç olarak hepinizi seviyorum di mi ama?

Mim şarkısı da bu!

14 Eylül 2011 Çarşamba

Ben Ölmeden Önce

20 yorum
Kırmızı Başlıklı Pollyanna ve Deeptone beni mimlemiş! Yihu!

Mimin konusu : Ölmeden önce mutlaka yapmalıyım dediğiniz şey/şeyler nelerdir?

Ölmem gereken yaştan önce ölmek istemediğimi söyler ve mime başlarım:

* Barcelona'yı görmeliyim.
* Topukluda çok rahat yürüyebilmeliyim.
* Zayıflamalıyım.
* Çello çalabilmeliyim.
* Zengin olmalıyım.
* Birkaç dili tamamen konuşabilmeliyim.
* Para s.çmalıyım.
* Sevgili bulmalıyım.
* Ünlü bir opera sanatçısı olmalıyım.
* Blog izleyici sayımı Mia'nınkine yaklaştırmalıyım (ahahaha kıskandım)
* Mutlu olmalıyım.
* Hayır diyebilmeliyim.


Sanırım bu kadar yeter :)

Blog resmini ablamın arkadaşı Aslı Akyüz çizmişti. Her hakkı saklıdır. (Sanki kendim izin aldım da ehe)

Bu da düzenlemesini çok sevdiğim bir akrabamızın (Tansel Doğanay) yaptığı şarkı.

Bir sonraki mimde görüşmek üzere...

8 Eylül 2011 Perşembe

Zorumsu Mim

19 yorum
Ve yeni bir mimle tekrar karşınızdayız. Deeptone'cuğum yine beni mimsiz bırakmadı ve benim de blogumda artı bir yazı olmuş oldu. :)

Mim konusu : "Bir gün karşı cinsin bedenine girseydik ancak ruhumuz ve beynimiz aynı kalsaydı ne yapardık?"

Ben bu mime madde madde cevap vermek istiyorum :)

* İşemek isterdim.(hehe)
* Bedenine girdiğim kişinin tipiyle kızları etkileyebilip etkileyemeyeceğimi denerdim.
* Gizlice bayan kıyafetleri giyer aynaya bakardım.
* Kıllarımı alırdım. (Galiba bir kız yaratıyorum hadi bakalım)
* Erkeklerin giymesini istediğim tarzda kıyafetler alıp giyerdim.
* Bir kızı sevmeyi veya mutlu etmeyi denerdim.
* Tecavüzcüleri, sapıkları takip eder, hiç ummadığı anda döver kaçardım. (Erkek değil süper kahraman mübarek)
* Daha güçlü olduğumdan, normalde gücümün yetmediği şeyleri yapmayı denerdim.
* Güzel bir parfüm ve deodorant alırdım.
* O bedene bırakabilirsem, güzel müzik zevki bırakmak isterdim.
* Askere giderdim.
* Sünnet olurdum.
* Biraz kas yapardım.
* Beni istemeyen kızları rahatsız etmezdim.
* Sadece dış görünüşten ibaret olup beyni olmayan kızlara bunu belirtir, kendilerini geliştirmelerini isterdim. Yaşlanınca o yüz ve vücut kalmıyor. Salak bir yaşlı olmak sıkıcı olabilir.
* Her erkeği baştan çıkaracağını sanan kızın beni baştan çıkarmasına izin vermezdim.

Evet aklıma bunlar geliyor sadece :) Ben insanları pek mimlemiyorum çünkü hep mimlenmiş oluyorlar :) ehe.

Sevgiler!


6 Eylül 2011 Salı

Sıkılıyorum!

36 yorum
Eskişehir'e geldim, bayram oldu, ablam geldi, gezdik tozduk eğlendik. Fakat o gittikten sonra eski günler geri döndü.

Annem sabahları işe gidiyor, bense o giderken görmüyorum uyuduğum için. Öğlen 2 ya da 3 gibi uyanıyorum. Kahvaltımı yapıp anime izliyorum. Bu ara La Corda D'Oro'ya sardım. Muhteşem bir anime. Zaten klasik müzikle ilgili olması bana yetiyor. Sonra gece geç saatlere kadar kitap okuyup, spor yapıp yine sabaha karşı uyuyorum. Günler böyle boş geçiyor ve özellikle akşamları sıkıntıdan patlıyorum.

Mesela şu an animeyi de izleyemiyorum çünkü annemle izlediğim için onun sevdiği dizinin bitmesini beklemem lazım :( Dizi de "Öyle bir geçer zaman ki". İçim iyice sıkıntı doldu. Hep kötü bir şey olacakmış gibi müzikleri zaten.

Bir de iğrenç bir reklam var şu an güzellik avcunun içinde diye koleston reklamı. Ay iyice sinirim bozuldu yazıyı bitirsem mi diye düşündüm.

Bari şu güzel animenin konusunu anlatayım. Eskiden müzikle ilgilenen bir adam, yaralı bir peri görüyor ve onu iyileştiriyor. Adamın hayali kendi ülkesinde bir müzik okulu açmak. Peri de diyor ki "Senin okuluna müziğin lütfunu vereceğim." Ahaha orada duyduğumu direkt yazışım. Yıllar sonra bu okul bölümlere ayrılmış bir okul oluyor.

Aaa konusunu buldum. Zaten ben başını anlattım konusunda devamı anlatılıyormuş:

"Seiso Gakuen, iki tür öğrenim veren bir lisedir, biri müzik ve diğeri normal öğrenim. Müzik öğrencilerinin daha seçkin sayıldığı okulda Hino Kahokoi normal öğrenim gören bir öğrencidir. Bir gün okula geç kaldığından koşarken düşen Hino, müzik perisi Lili ile karşılaşır. Ondan korkar ve kaçar.

Okulda düzenlenen prestijli müzik yarışmasına katılacakların isimleri okunurken Hino’nun da ismi geçer. Fakat o, yarışmaya katılmamıştır ve dahası çalabildiği bir müzik aleti de yoktur. Aslında müzik perisi Lili, onu seçmiştir ve yarışmaya katılmasını sağlamıştır. Lili ile tekrar karşılaşan Hino ondan büyülü bir keman alır. Bu kemanın özelliği çalmayı bilmeyen herhangi birisi bile çalabilmektedir sadece duygusal durumunu önemlidir. Böylelikle Hino yarışmaya katılma kararı alır ve çalışmalara başlar. Yine de, diğer yarışmacıların hepsi, müzik okulunun en yetenekli öğrencileridir."


En sevdiğim şey ise baş karakter Hino'nun tüm erkeklerden hoşlanıp, hepsiyle en küçük temasında bile heyecanlanması. Kendime benzettim haha :)

Bu da o animeden Schubert'in Ave Maria'sının düet versiyonu.

Sonuç olarak: Umarım sıkıntım geçer!

5 Eylül 2011 Pazartesi

Yeni Temaya Yardım

16 yorum
Bugün sonunda düzgün bir tema buldum. Her şeyiyle uğraştım. Arama bölümündeki yazıyı değiştirdim, üst bölüme twitter ekledim, navbar kaybolmuştu onu hallettim ama hala bir sorunum var.

BU BAŞLIKLARIN ALTINDAKİ İĞRENÇ RENK DE NE?!

Bu rengi nasıl kaldırabileceğimi anlatana sevgimi göndereceğim!

Lütfen yardımcı olun blogger arkadaşlarım. Bir el atalım şuna be!

Sizi seviyorum.

Ühü.

Fiiiit

13 yorum
Sayın izleyiciler,

Sanırım artık ben de fit olma yolunda ilerliyorum!

Bayramda ablam geldi ve 5 gün Eskişehir'de bizimle kaldı. Her günümüz dolu dolu ve çok eğlenceli geçti. Ayrıca pilates ve sporla geçti.

Önce Zumba'dan bahsedeyim. Bu zumba, dans ederek zayıflama sporudur. DVD'leri vardır ve izleyerek Beto Perez isimli adamın ve yanındakilerin yaptıklarını yaparsın. Aşırı eğlenceli bir zayıflama yöntemidir. Her bir bölüm 40 dk. kadar sürer. O 40 dkda sen oryantal, tango, flamenko, samba, rumba, çaça falan yapıyorsun eheh. Ablam yeni dvdlerini getirdi bana ve japon dansları bile var içinde. Üşenmezsem bir gün yapacağım. Zumba'nın şöyle bir videosu var tabi bu tanıtım videosu gibi. Niyeyse çok seviyorum :) Kızlar çok taş. Adam zaten sürekli beraber zumba yaptığın adam. Onun yaratıcısı.

Ayrıca bir de günde şimdilik 45 tanecik mekik çekiyorum o da ab shaper türü bir aletle. Olsun karnım ağrıyor mu ağrıyor. Çok fena hem de. 45 tanecikle ağrır mı demeyin. Daha yeniyim hemen hamlıyor her tarafım ama inatla hamlayan yerin üstüne gidiyorum.

Ablamın babamı yoldan çıkarmasıyla beraber pilates çemberi ve bandı aldık. Pilates çemberim Ebruli marka. Ebru Şallı'ya para kazandırdığım için kendimden tiksiniyorum ama Carrefour'da bir tek o vardı o an. Sanırım ablama göre güçlü olduğumdan, pilates çemberini bayağı bir eğiyorum ve ablam gülme krizine giriyor. Kendisi iki gıdım eğebiliyor. Ben iki tarafını birleştirecek kadar itiyorum. Pilates bandıyla da bacak kası kol kası falan yapmaya çalışıyorum. Her gün ağrıyla uyanıyorum ama üzerine yine yapıyorum. Kendimi iyi hissediyorum böyle yapınca.

Ablam cumartesi günü gitti ve bana İstanbul'dan bir komşusunun önerdiği hareketlerden de önerdi. Bugün de onları yaptım. İsmi "Tibet'in Gençlik Pınarı"ymış. 5 hareketten oluşuyor. Bkz. Bu da videosu.

İşte bunları yaparak, biraz da yememe dikkat ederek kilo vermeyi planlıyorum. Bu minicik şeyler işe yararsa çok mutlu olurum.

Bu arada ne zamandır istediğim çilekli şaraptan aldık bugün. Normalde alkollü içecekleri hiç sevemiyorum. Ekşi geliyor, ya da hemen omuzlarımı ağrıtıyor. Böyle acayip etkileri olmadığından bu tatlı şarabı seviyorum.

Yazıma pat diye son vermek istemezdim ama yarın bilgisayar dersinden muaf olmak için gireceğim sınavın başvurusu var. Onu halletmeliyim.

Şarkı da bu olsun.


3 Eylül 2011 Cumartesi

Şirin Mim...

2 yorum
Sevgili beni unutmayan Deeptone yine beni mimlemiş ve bloguma bir konu daha katmıştır. Kendisine sevgi ve saygılar der, mimimize geçeriz. Mimimimimi..

Mim konusu : "Hangi Şirin'siniz?" miş.. Bakalım hangisiymişim.. :)

Bu arada hangi şirinsiniz diye bir test vardı bir sitede. Üye olup testi yaptım ve sonuç bu çıktı:

Hangi şirinsiniz?

Test Sonucu : Hayalci Şirin

Şirinlerin Hayalci Şirini sürekli yeni bir yerlere gitmenin, uzaklarda yaşamanın hayalini kurar. Uzaklara gitme hevesi yüzünden Astronot Şirin olarak da tanınır. Siz de başka gezegenlere olmasa bile uzaklara gitme arzusu bakımından bir tür Hayalci Şirinsiniz. Son derece hayalperestsiniz. Bir bankta oturup başka hiçbir şey yapmadan saatlerce hayal kurabilirsiniz. Çevrenizdekiler sizi bu yüzden eleştirse bile bu kadar zengin bir hayal dünyanızın olması yaratıcı kişiliğinize işaret ediyor. Pek çok konuda yeteneklisiniz. Yapmanız gereken bu yeteneği ortaya çıkararak üstüne gitmek. Hayal kurmaktan fırsat bulursanız tabi...



Ama ben birkaç şirin birden olduğumu düşünüyorum ve hepsinin adını yazıyorum :)


Uykucu şirin: 18 saat rekorum var ve en az 10 saat uyurum (saat kurmadıkça)

Müzisyen şirin: Müzikle sürekli uğraştığımdan dolayı o olduğumu düşünüyorum ama ben pek susturulmuyorum çok şükür :)

Obur şirin: Birileri bir şeyler pişirince açsam bir an önce yemek istiyorum. Yemeğin pişmesine daha varsa ağzıma illa ki bir şeyler atıyorum yoksa midem bulanıyor. (Niyeyse)

Aşçı şirin: bkz: felimutfakta.blogspot.com :)

Süslü şirin: Makyaj yapıp, süslenip, güzel giyinmeyi çok seviyorum. Birisini bile beğenmediğimde evden çıkmak istemiyorum.


Mim müziği de(hatta videosu) bu olsun.

2 Eylül 2011 Cuma

My Way..

4 yorum

Artık sevdiğim parçaların sözlerini bloguma yazarak, sevdiğim versiyonlarını da size dinleterek, kendimi deşarj etmenin bir yolunu daha buldum. İlk parçamız.. My Way.


And now, the end is near,

And so I face the final curtain.

My friends, I'll say it clear;

I'll state my case of which I'm certain.

I've lived a life that's full -

I've travelled each and every highway.

And more, much more than this,

I did it my way.


Regrets? I've had a few,

But then again, too few to mention.

I did what I had to do

And saw it through without exemption.

I planned each charted course -

Each careful step along the byway,

And more, much more than this,

I did it my way.


Yes, there were times, I'm sure you knew,

When I bit off more than I could chew,

But through it all, when there was doubt,

I ate it up and spit it out.

I faced it all and I stood tall

And did it my way.


I've loved, I've laughed and cried,

I've had my fill - my share of losing.

But now, as tears subside,

I find it all so amusing.

To think I did all that,

And may I say, not in a shy way -

Oh no. Oh no, not me.

I did it my way.


For what is a man? What has he got?

If not himself - Then he has naught.

To say the things he truly feels

And not the words of one who kneels.

The record shows I took the blows

And did it my way.

Yes, it was my way.


Koyduğum fotoğrafın kenarındaki küçük yazı : "There is no way to happiness. Happiness is the way... - The Buddha"


Ömür Göksel'den gelsin..


31 Ağustos 2011 Çarşamba

Prenses Mimiii

5 yorum
Deeptone'cuğum beni mimlemişş!! (..ve ben görmemişim bile. Kendisinden özür dilerimm! Bir de gidip trip attım kimse beni mimlememiş diye.. Beni düşünen insanlar da varmış meğer :))


Cinderella/Külkedisi:

[ ] Ebeveynlerinden biri vefat etti.
[ ] Cok ev isi yapman lazim
[x]süslenmeyi seviyorsun
[x] hayvanlari seviyorsun
[ ] annen cok sert
[ ] seni kiskanan kiz kardeslerin var
[ ] görüsünü söylemekten korkuyorsun
[ ] ayakkabilarini bikere arkadasinin evinde unuttun
[ ] sari sacin var

Jasmin/Yasemin:

[ ] Baban zengin/ önemli biri
[x] aptal degilsin
[ ] sen ötekiler gibi degilsin, degisiksin
[x] hayatta parasi cok oldugu icin birisiyle evlenmessin
[x] kendine cok hedef koydun
[ ] fazla arkadasin yok
[x] özgürsün
[ ] zenginsin
[ ] ebeveynlerin hayatini kontrol etmek istiyor

Ariel:

[x] ebeveynlerinin seninle ilgili beklentileri cok
[x] kurallara uymaya calisiyorsun ama zor geliyor
[ ] kiskirticisin azcik
[ ] 3ten fazla kardesin var
[ ] bir sey topluyorsun
[x] uzun sacin var
[x] ev hayvani olarak balikin vardi
[ ] fazlaca meraklisin
[x] cok safsin, herseye inaniyorsun


[x] cirkin olmadigini biliyorsun
[x] annen bazen seni kiskaniyor (başkalarından)
[ ] az kalsin öldürülüyordun bi kere
[ ] Gida zehirlenmen vardi bikere
[ ] kisa sacin var
[ ] herkesle gidersin, tanimadigin insanlarlada
[x] tüm arkadaslarin farkli
[x] severek konusuyorsun
[x] disarida icerden daha mutlusun


Mulan/Mulan Savaşçı Prenses:


[ ] erkek fatmasin
[ ] ailen/arkadaslarin biraz daha kiz gibi olmani istiyorlar
[ ] baska biri oldun bikere,kendin oldugun gibi olmadin
[ ] birisiyle kavga ettin
[ ] evden kacmayi düsündün
[ ] ebeveynlerin senin hayatini planliyorlar
[ ] iyi zamandan daha cok kötü zamanin vardi
[x] aileni okadar cok seviyorsun ki, onlari korumak icin herseyi yaparsin




[ ] ebeveynlerin olmadigi insanlarla beraber yasiyorsun
[ ] az kalsin genc ölüyordun
[x] sen nazik, sevgidolu ve düsüncelisin
[x] sarki söyliye biliyorsun
[x] hafta sonlari gec saate kadar uyuyorsun (her zaman)
[ ] cogu zamanini disarda gecirmeye calisiyorsun
[ ] manevi evlatsin, ebeveynlerin esah ebeveynlerin degil
[x] cok romantiksin
[ ] pembe en sevdigin renklerden biri

Pocahontas:

[x] büyük illeri gezmeyi seviyorsun
[x] dindar degilsin, daha cok spiritual
[ ] seninle ayni kökenli(türk) olmayan birisiyle ciktin
[ ] ailenden birini kaybettin
[x] ebeveynlerin seni cok koruyor
[ ] ailenden biri savasta su an
[x] dogayi seviyorsun
[x] siyah saclarin var
[x] daha güzel daha exotik bir yere tasinmak isterdin


-Sonuç-
Külkedisi : 2
Yasemin : 4
Ariel : 5
Pamuk Prenses : 5
Mulan : 1
Uyuyan Güzel : 4
Pocahontas : 6

Oleyy! Benim de içlerinde en çok beğendiğim prenses buydu! Kendisi ablama daha çok benzese de ben de onun kardeşiyim sonuçta! Yihuu!

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Tatilimsi

10 yorum
Bu yaz tatilim çok kötü geçti. 1,5 ay sürdü fakat istediğim gibi sadece 3 gün denize girebildim. Yani girdim öncekilerde de ama uzun kalamadık. 2 yıldır bugünleri beklemiştim. Üniversiteyi kazandıktan sonraki ilk tatilim de bu olduğu için çok rahat olurum demiştim.

Fakat 1 hafta önceye kadar hep misafir vardı. Akrabalar, misafirler.. Bitmek bilmedi. Şaka gibiydi, biri gelip diğeri gitti.

En son iki gün önce ben isyan ettim. (Bu arada ablam olmadan ilk tatilim) Ayrıca İzmir Dikili de bitmiş olduğundan dolayı, ne canlı müzik yapan bir yeri var. Ne tatili anımsatacak bir şey. Sadece deniz. İsyanımdan sonra Cunda Adası'na gidelim diye çemkirdim sanırım ki gitmeye karar verdik.

Dün sabah erkenden yola çıktık. Cunda Adası komik bir şekilde bir kara yolu ile Ayvalık'a bağlı. Sağın solun deniz, öyle geçiyorsun yoldan. Çok güzel bir his. Sonunda tatil yaptım dedirtecek bir kaç foto çekebildim. Adaya bayıldım! Her akşam canlı müzikleri, denizi, tarihi kiliseleri, kütüphanesiyle asıl tatil yeri orasıydı. Denizi biraz pisti o kadar. Ama benim için tatil denizden çok eğlence niyeyse. Bu sene bunu anladım. Akşamları evde oturuyorsan anlamı ne ki? Normal kış ortamı gibi internet başında sabahladım hep.

Cunda çok güzeldi. İnsanları hep güler yüzlü ve şakacıydı. Eski "5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra" grubunun saksafoncusuyla tanıştık. Yine kilomla ilgili bir espri olarak opera yapmama "Ben de öyle düşünmüştüm zaten. Pavarotti falan.." dedi. Hmm diye gülümsedim.

Bir kere de okulda bir kadın bana yol sormuştu. Buyrun ben göstereyim demiştim. Yanımda gelirken diyaloğumuz şu oldu:
- Hangi bölümde okuyorsun?
- Opera
- Olsun!

Olsun ne yahu? Ben orayı kazanmak için 4 yıl bekledim be. Olsunmuş!

Sıkıcı yazlık günlerimde üst kattaki komşunun wirelessıyla Leyla ile Mecnun dizisini izleyip duruyorum. Çok sevimli bir dizi. Özellikle Mecnun'un cümle sonundaki tonlamaları çok tatlı. Cümleleri hep havada bitiriyor. Ben de bunu çok seviyorum. Dizinin çok acayip espri anlayışı var. Diğer dizilerden farklı. Gülme sesi de yok çok şükür. İşte bunu seviyorum.

Son olarak size bu parçayı armağan ediyorum. Bayılıyorum bu parçaya.

Not: Fotoğrafı da Cunda'da ben çektim :) Mağaza çok sevimliydi ama bir elbise 110TL'ydi.

Sizi seviyorum!

13 Ağustos 2011 Cumartesi

FİLMim

11 yorum
Mia'm beni mimlemişş! Mim konusu da çok eğlencelii!

Konu: "Çok beğendiğiniz, izlemekten asla sıkılmayacağınızı düşündüğünüz 3 filmi (Üçlemeler üç film olarak sayılacaktır), neden bu kadar beğendiğinizi de açıklayarak yazın."



The Mask

Küçüklüğümden beri bıkmadığım, bıkmayacağım bir film. Sanırım Jim Carrey'nin aşmış
oyunculuğundan dolayı her seferinde bu filme gülüyorum. Hala kuzenlerim gelince onları
oyalama amacıyla bu filmi açıyorum ama amacım tekrar izlemek! :)






The Purple Rose Of Cairo

Woody Allen'ın en iyi filmlerinden olsa gerek bu film!! Beni etkileyen şey, oyuncuların çok gerçekçi oynaması, filmin mutsuz bir sonu olması ve bu olağanüstü konu!! Seyirciye aşık olup, sinema perdesinden fırlayan bir adam. Ne kadar güzel bir konu!

En sevdiğim sahne ise, adamın kızı öpüp ışıkların kararmasını beklemesi..


Persepolis

Bu filmi de sevme nedenimmm Marjane'in çok sevimli olması, filmin geleceğimizi anlatması, yine mutsuz bir sonu olması (nedense mutsuz olunca şaşırıyorum, üzülüyorum ama en çok da o filmleri seviyorum), Fransızca ve siyah-beyaz olması. Gerçekçi sigara içme sesleri, hüzünlü bir konuya rağmen eğlenceli, komik sahnelerinin bulunması.

Ve tabi ki müzikleri..



Bunun dışında tabi ki Fight Club, Leon, Inception, Stay, Snatch, Howl's Moving Castle gibi bir ton film daha var. Ama aklıma ilk gelenler bunlar oldu.

Tatil berbatımsı geçiyor, 1 ay kadar misafir ağırladık ve kendimize ayıracağımız süre sanırım 2 haftaya düştü. O da annemin patronu sayesinde. 2 hafta vermese bir gün bile tatil yaptığımızı hissetmiş olmayacaktım!

Yukarıdaki komşumuzun adsli sayesinde size ulaşıyorum ve mutluyum. İnternet olmasa katlanamayabilirdim!

Umarım tekrar size kavuşurum.


30 Haziran 2011 Perşembe

Yeni Blog ve Mia Böreği

7 yorum

Hala ameliyat ağrımın geçmediği şu dönemde, bir arkadaşımdan aldığım teklifle, boğazımın ağrısı biraz azaldı sanırım. Şimdi şöyle oluyor:

Arkadaşım Ç.'nin bir alışveriş sitesi var. Ben bu sitedeki ürünleri, indirimli olarak satan kişi olacağım. Yani ben bir indiriciyim! Ne güzel bir görev!!

Peki bunu nasıl yapıcam?

Öncelikle bir blog daha açıp, ürünlerin fotoğrafını koyucam. Beğenenler bana haber verecek. Ben de "Hadi sana şu kadara bırakıyorum." diye indirimden sorumlu oluciim. Bu benim maaş alacağım ilk işim olacak ama, kimse almazsa maaşı nasıl alacağımı da bilmemekle beraber, umarım satış yapabilirim çünkü bu işlerde pek başarılı değilim.

Belki dedim izleyicilerim bana yardım eder eheh..

Bu arada yarın doktora kontrole gidiyorum ve 2 yıldır yapamadığım tatili yapıp yapamayacağımı öğrenicem. Mesela sıcak şeyler yasak, sıcağa çıkmam yasak. 1 hafta geçtiği halde ya bana güneşlenme, yüzme derse. O zaman tatilin mantığı ne ola ki? :(




Dün Mia'm geldi ve bana günlerdir beklediğim o böreği pişirdi. O böreği yaparken kapı çaldı ve ben babam zannedip lönk diye açtım. Meğer üst komşu kandil için şu hamur kızartmalarından getirmiş. Ben de aldım koydum mutfağa ama bir sorun var. Sert şeyler yememeliyim. Ama ben bu hamur kızartmasına dayanamam? Bir tanesinin yarısını çok çiğneyip, her lokmadan sonra bir yudum su alıp yersem sanırım boğazıma bir şey olmaz dedim. Ama olmadı mı? OLDU!

O güzelim Mia böreğini beklemeden o hamuru yiyip boğazımı kızarttım. Tekrar acılar, ağrılar başladı. Tahriş tahriş diye bağırıyor hala boğazım. Böreği de çok zor yedim acıyla ama iyi ki tat alıyordum da o güzel tat mideme doğru gitti!! Eline sağlık Mia'm!!

Ha bir de ttnetten kademeli 3g mobil internet paketi aldırdım babama! Yazın da internete girip yazılar yazabilirim umarım. Bu ara yazı yazasım var ama zaman yok yine :( Yarın doktor, öbür gün yolculuk derken geçiyor günler.

Yazımı ŞU müzikle sonlandırmak istiyorum.


-SONLANDI-

25 Haziran 2011 Cumartesi

Bademcik Günlükleri

4 yorum
Pat diye konuya dalmak istiyorum. Sene boyu Eskişehir'in havasından mıdır nedir hep bademciklerim şişikti. Öyle bir şişiyordu ki küçük dilim de ona yapışıp kalıyordu. Şan derslerinde falan ders sonunda da sesim gitmiş oluyordu.

Bu yaz onlardan kurtulmalıydım! Hemen İstanbul Bakırköy'deki ENT (KBB Hastanesi)'den randevu aldık. Gittik doktorcuğum dedi ki "Bunlar böbreğe ve kalbe zarar verecek büyüklüğe erişmiş alınması lazım." Hah dedim ben de onu istiyorum. Annem de doğumlarını narkozla gerçekleştirmiş biri olarak narkoz verilmesinden çok korktu (beni doğururken elektroşokla hayata döndürmüşler kendisini). Doktor da eğer narkozsuz olursa çok acı çekebileceğimi söyledi. Bunu tabi ki istemeyen ben "Narkoz olsuun! Narkoz iyidir!" diye gezdim dolaştım.

Ve ameliyat günü geldi çattı. Bir gece öncesinde korkudan uyuyamadığım ameliyat günü. Ve sonraki günler de uyuyamayacağım.. Önce hastaneye girdik. Bir adam giriştekilerle kavga ediyordu. Çocuğu sünnet olacakmış narkozla (çok mantıklı) ama doktor hala gelmemiş. Biz de korktuk noliy diye. Sonra bizi odamıza aldılar. Böyle adeta otel odası. Sonra hemşireler geldi (tabi ameliyatımı ENTdeki doktorla ama başka bir hastanede gerçekleştirdik.) Bir tanesi kolumda iki delik açtı. Damarı bulamayıp gitti. Sonra erkek bir hemşir (?) geldi o da elimin üstünü deşti. Baktı olmadı, en son bileğimizin şu çok görünen damarına soktu iğneyi. Abbov bir ağrı oluştu ama alıştım sonra. Neyse sonra kızın biri geldi bi sıvı boşalttı. Ben sürekli espri yapıyorum bir stres gelmiş. Dedim şimdi mi bayılıyorum? Kız da şok oldu "Yok bu sadece damarınız tıkanmasın diye bir sıvı" dedi. Yok şaka zaten dedim tip tip bakıp gitti :)

Bu arada bir teyze gelip beni giydirmişti söylemeyi unuttum. Hastane geceliğim oldu bone falan. Sonra sedyeyle geldiler. Önceden internetten bu bilgileri aldığım için biliyordum sedyeyle ameliyat yerine gideceğimi. Yattım sedyeye çiyuvv diye hastane koridorlarını gezdim. Kırk saat asansörü rahat bırakmadılar onu bekledik anestezi uzmanıyla. Sonra çıktık asıl katımıza. Gene bir şey enjekte ettiler bileğimdeki o bıcır plastikten. Dedim bu ne peki? Sakinleştirici dedi. Sonra sakinleştirici derken narkoz mu falan diyordum. Opera muhabbeti yapıyorduk. Sonra göğsüme mavi bir şeyler takıyorlardı ama ne zaman bayılıcam ki çok bilinçliyim diye düşünüyordum. Ama en son göğsüme o mavi şeylerin takıldığını hatırlıyorum. Nasıl bir hızdır!

Ve ameliyat..

Gizem Hanım!! Gizem Hanım!! Gizem Hanım! (Bir erkek bir kadın sesi bunlar) Bu sesle de uyandım. Aaa böyle bitmiş ameliyat falan. Bileğimde farklı bişeyler. Odaya götürüldüm. Böyle hiçbir şeyi hissetmemenin verdiği sevinçle (ve konuşabiliyordum acımıyordu pek o an) güle güle konuştum sürekli. Bu sırada Mia'yla mesajlaşmaya başladım serum yerken. Çok lezzetliydi serum. Birden Mia demez mi ben de aynı hastanedeyim. Bir sevinç bir eğlence. Hemen oda numaramı öğrenip geldi. Hastanedeki ilk ve tek ziyaretçim Mia'm olduu!!

Mia yanımdayken doktor geldi. Bu gece burada kalmak ister misin dedi. Hayır dedim. Tamam zaten gerek yok dedi. Üçüncü gün ağrıdan duvarları tırmalayabilirsin dedi. Korkuyla üçüncü günü bekledim. Üç gün boyu dondurmadan bıktım. Küçük dilim tüm boğazımı kapladı (evet o kadar büyüyebiliyormuş) Acısını da anlatamam. Ve 1 hafta sıvı besinlerle doymaya çalışmak. İlk gün serum mu doyurmuş nedir hiç acıkmadım ama ikinci gün canım nasıl lahmacun falan çekiyor o derece sert şeyler. Boğazımdaki acı da çok hoş. Süt, dondurma, soğuk su, emilen buzlar.. Çok sıkıcı. Suyu bile yutarken ağrı çekmek çok sinir bozucu! Dondurmadan da tiksinmeye başladım ki buna hiç inanmazdım ameliyattan önce.

Bugün dördüncü günüm ve üçüncü günden daha fazla gibi ağrım. Yani asıl bugün tırmalıycam duvarları galiba. 3 tane mimim var ama niyeyse önce durumumu belirtip çektiğim acılardan dolayı yazamıyorum demek isterken upuzun yazı yazdığımı farketmedim. Genelde uyuyorum ki hızlı geçsin ağrılarım.

Not: Bu arada konuşamıyorum. Konuşurken de mıylıyorum. Baba diyecekken bebe diyorum anneye enne diyorum. Bir kibarlık geldi ki sormayın.

Sizleri çok seviyorum.

Bu da müzik olsun : TIK

9 Haziran 2011 Perşembe

Bittiii!!!

16 yorum
Bugün son sınavıma girdim ve okul bittii!

Biliyorumm okulu kazanmak için ne kadar yırtınmıştın diyeceksiniz. Ama bir sene boyu okula gidip gelmek insanı yoruyor ve bitince ister istemez ohh be diyor insan.

Okul çok acayip. Buradaki insanların çoğu güzel sanatlar lisesinden mezun olduğu için, arkadan kuyu kazmalara, dedikodularının yapılmasına alışmışlar. Ama ben hala alışamıyorum. Ben normal, kimsenin diğerinin notunu kıskanmadığı bir liseden geldim. Burada bir gün biriyle eğlenip gülüyorsun ya da konuşuyorsun, diğer gün yüzüne bakmıyor veya sana laf sokuyor. Birileri senin dedikodunu yapıyor ona, ne diyor çok merak ediyorsun. Birini senden nasıl bu kadar hızlı tiksindirebileceğini merak ediyorsun. Nasıl bu yüzsüzlüğü yaptığını merak ediyorsun.

İşte böyle olaylar olurken de insan okulunda daha çok doğru ve dürüst arkadaş istiyor. Mia'yı bu yüzden kendi okulunda istiyor.

Bittiği için mutluyum çünkü Mia'yı, İstanbul'u, denizi, İzmir Dikili'yi çok özledim! 4 yılım var daha zaten. Bol bol kötü insan göreceğim sanırım.

İnsanların bu tür yazılarını (kötü insanlarla ilgili) okuyup, aman ne bunalımlar falan derdim. Ama gördükçe de şok olup yazasım geliyor.

Umarım seneye gelen hazırlık sınıfında NORMAL insanlar vardır.

Sevgiler, saygılar blog okurları. Bir ara notlarımı da açıklarım kimse merak etmese de beni mutlu ediyorlar. Sanırım doğru bölümü seçtim :)

Bu da müzik: tık (çalmayı planlıyorum ona göre!)

1 Mayıs 2011 Pazar

Yine, yeni bir mim!

9 yorum

Yeni mimimiz (mii mii mi mi mii) Mr.E'den geliyor. Alkışş kıyamet!



Konu biraz mutluluk gibi olduğundan, bu parça beni mutlu ediyor. Dinleyerek okuyunuz :)




En sevdiğin 3 görsel:

Ablam (o kadar özledim ki görmem lazım), Eskişehir Kültür Park,süslenince aynaya baktığımdaki görüntüm



En sevdiğin 3 ses:

Duran arabanın içinde yağmuru dinlemek, dalga sesi, Sumi Jo'nun rahatsız etmeyen tizleri(tıkla tıkla)



En sevdiğin 3 tat:

Dondurma, annemin sulu köftesi, Kabataş'ta tramvayın oradaki köfteci amcanın köftesi



En sevdiğin 3 koku:

Ruj kokusu, Cansıns beybi oooşın kolonya, Yumoşun bizim evdeki yumuşatıcısının kokusu



En sevdiğin 3 his:

Korktuğum bir sınavın sonucunun yüksek olduğunu gördüğüm anki his, yazın balkondaki salıncağa uzanıp üstüme örttüğüm pikeyle sallanarak uyurken, esen rüzgarın yüzüme vurması hissi veee evden çıktığımda soğukların bitip baharın geldiğini hissettiren, terletmeyen, güneşli havanın yarattığı his.





Mimlediklerim:





 

Feli Jo Design by Insight © 2009