26 Aralık 2010 Pazar

Lilium (Elfen Lied)

16 yorum
Evet "Elfen Lied" isimli animenin bu parçasını sevenleriniz vardır umarım. Ben de çok seviyorum.

Dedim bloga bu da gider bunu da çalayım. Şaşırıp durduğum için 4. çekişimde falan anca düzgün çalabildim. Haydi bakalım. Yine bunu da dinlemeye kısık volume ile başlayın sonra pıt pıt pıt açarsınız yavaştan.. :)

video

La Dispute

8 yorum
Artık sizler için video da çekmeye başladım sevgili blog takipçilerim :) Sizin için "Amelie" filminin soundtracklerinden olan La Dispute (Yann Tiersen)'yi çaldım. Umarım beğenirsiniz a dostlar. Hata yaparım korkusundan ter attım!!

Bu arada bir sonraki yazıda (ya da parçada) anime severleri sevindireceğim sanırım :p

Not: Kaydın kötülüğü için özür dilerim..

Uyarı: Sesi kısarak izlemeye başlayın. Ani şok etkisi olabilir vuuu diye bir sesle :)


video

11 Aralık 2010 Cumartesi

Ses - konuşma

6 yorum

Evet sınavda 3 sayfa tekerlemeyi ezber olarak söyleyeceğimizi şu yazımda anlatmıştım. Ne hoştur ki sadece J'ye kadar ezberleyebildim, sınavda 3ünü 5ini de unuttum ayrıca hep duraksadım. Şimdi sizinle notlarımı paylaşıyorum:

İtalyanca 95
Temel Şan 74
Temel Solfej 96
Yardımcı Piyano 99
Korrepetisyon 90
Ses-Konuşma 15
Hareket 75
Eskrim 55


Sanırım moral bozukluğumu anlıyorsunuzdur. Nerede spor dersi nerede ezber dersi var ben orada notu düşürüyorum arkadaş! Beni yadırgamayın 2 kişi "5" aldı ses konuşma dersinden. En yüksek not ise sadece 2 tekerlemeyi ezberlememiş olan arkadaşta. O bile 50 aldı. Düşünün artık.. Minicik bir hebe diye duraksamanızda o tekerleme tamamen sıfır puana iniyor. Zaten uyarmıştı da öğretmen bizi.

Sınıfça ezber özürlüyüz bunu farkettim. 75 kere okusam da uyuyup uyandığımda puf! Yok olmuş o tekerleme. Bunun üzerine hocamız yeni sınav konularımızı söyledi:

1. Gençliğe hitabe ezber
2. Tekerlemelerin "a,e,ı,i,o,ö,u,ü,l,u,p,h,ş,r,c" harfleri ezber. Zaten en zorları duruyor..
3. Şu muhteşem tıbbi terimlerle dolu kısa metin ezber(Ölüm fermanımız gibime geliyor o kısa metin):

"Ali akomodasyon akondroplazi amniyorez hidronefroz antienflamatuar asemptomatik ateroskleroz aşil tendiniti bakterisit balneoterapi bifurkasyon bronşiolitis bronkopnomoni botilismus bruselloz dakriyoadenit dakriyolit dakriyosistorinostomi dakriyosistit dekalsifikasyon demiyelinizasyon demonstrasyon diagnosis dipsomani disendokrinizm dismenore ileostomi taşikardi dedi."

Bu metinden sonra düşündüğüm tek şey Ali'nin ağzını yüzünü dağıtmak oldu. Sanırım bu sınavdan da bir 10 alırım. Şan dersinden piyano dersinden geçip ses konuşmadan kalmak bana çok koyar. Bu yüzden sanırım gecemi gündüzüme katıp şu metni ezberlemeliyim!!

Tekerlemeleri ilk elimize aldığımızda sınava kadar işin ciddiyetini anlayamadık. Yok ya sınavda sormaz dedik. Şaka gibi dedik. Sonra patır patır sorup 15leri 5leri alınca ciddiyetine vardık.

Bloga da pek yazamaz oldum. Aklım hep burada ama sadece haftasonları internete girebiliyorum.

Bugün sabah uyanıp panjuru açtığımda her yer bembeyazdı! Hava şu an Eskişehir'de -1 derece imiş. Pazartesi en düşün sıcaklık -9 ve en yüksek sıcaklık -1 olacakmış.

Dün bu muhteşem havada 40 dk otobüs bekledim. Sanki İstanbul trafiğiymiş gibi 75 saat bekletmese olmaz. Eve geldiğimde ayaklarımı hissetmiyordum.

Görüşürüz yine blog ve izleyiciler.

Bu arada 7 Ocakta hayatımın ilk şan konserini veriyorum ve bunu nasıl yapacağımı inan bilmiyorum blogum. 3 parça söyleyecekmişiz, bana şans dileyin!

Sevgiler, saygılar..

Parça da şu olsun: http://fizy.com/#s/1luqhk


23 Kasım 2010 Salı

Özel mim...

3 yorum
Lütfi MUTLUER ve dedimdi beni mimlemiş:

1- En sevdiğiniz kelime :
Gülürdüm

2- Nefret ettiğiniz kelime :
Saçmalama

3- Ne sizi heyecanlandırır :
Müzik

4- Heyecanınızı ne öldürür :
Olmayan espri anlayışı

5- En sevdiğiniz ses :
Kabak kemane sesi olabilir mesela veya çello veya kolanın bardağa dolarken çıkardığı ses de olabilir

6- Nefret ettiğiniz ses :
Matkabın duvarı delerken çıkardığı tizimsi ses

7- Hangi mesleği yapmak istemezsiniz :
Çocuk bakıcılığı, son ütücülük, terzilik, kuaförlük..

8- Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz :
Bir bakışta etkileme, resim yapma, dans etme

9- Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz :
Sumi Jo

10- Nerede yaşamak isterdiniz :
Bir havuz, bir müstakil ev, bir Mia yeter bana..

11- En önemli kusurunuz :
Fazla iyiyim sanırım

12- Size en fazla keyif veren kötü huyunuz :
Tembellik

13- Kahramanınız kim :
Banana man

14- En çok kullandığınız kötü kelime :
Fakasto (fucktan türemiş)

15- Şu anki ruh haliniz :
Uykulu

16- Hayat felsefenizi hangi slogan özetler :
Sing sing sing

17- Mutluluk rüyanız :
Unutulmayacak bir opera sanatçısı olup, paraya da para demeyip Mia'yı alıp dünyayı (beyaz küçük laptoplarımızla blog yaza yaza) gezmek..

18- Sizce mutsuzluğun tanımı :
Sesle ilgili bir hastalık geçirmek(bkz: montla sıç!)

19- Nasıl ölmek isterdiniz :
İşleri yarım bırakmayarak. Arafta kalırım ayol!

20- Öldüğün zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini istersiniz:
Hö? Vaay kimleri görüyorum" (korkunç oldu bu)

Mia, Melly, Loana, Francesca Mckennitt! Sizleri mimliyorum bu acayip mimde ! :)

19 Kasım 2010 Cuma

Xəbərlər..

10 yorum

Eveet şimdi Eskişehir'de günlerimin nasıl geçtiğini yazacağım sizlere. Mim dışında yazı yazmayalı çok oldu :O

Okul, eğlence, uyku durumları sınavların başlamasıyla gergin bir hal almaya başladı. Her eğlenişimde düşündüğüm şey "Sınava kadar tekerlemeleri yetiştirebilecek miyim?" "Mekik çekebilecek miyim?"(ses konuşma dersinde mekik çekiyoruz.) "Şan sınavından iyi not alabilecek miyim?"

Not: İtalyancadan 95, solfejden 96 aldım. Şimdilik iyi gidiyor, hayatımda aldığım en yüksek notlar diyebilirim. Belki de çok konu birikmediğindendir ama yine de yüksek benim için..

Konudan konuya atlayacağım için beni yadırgamayın lütfen :) Aklıma geleni yapıştırıciyim.

Okulun içindeki hastaneye gittim. Yine annemle, çünkü kendi başıma hiç hastaneye gitmemiştim. Nedeni ise hep Çapa'ya giderdik orada da oradan oraya koştururlardı bizi hem de bağırıp kızarak. Kayıt yaptırdınız mı? (kayıdı yaptırıp gidersin) Sıra aldınız mı? Gidin şunları fotokopi çektirin. Ben bu azarlara gelemem, benim yerime hep babam işitmiştir azarı.

Neyse burada hastaneye bir girdim. Tc kimlik söyledim hoop diye oturdum kulak burun boğaz yazan kapının önüne. Anamm bir de baktım ki sırası gelen kişinin kapının üzerinde adı yazıyor. "Ayy" dedim "Adım yazacakk".. Zaten hemen sıra geldi girdim, ilaçları yazdı çıktım. Farenjit olmuşum o yüzden sürekli öhö yapma gereği duyuyormuşum.

Başka konuya atlayış:

17 Kasım gecesi Mia benden adresimizi istedi. Bana birşey yollayacağını söyledi ve acil dedi. Düşündüm saat 9da ne acili? Birden düşündüm "Ablamlar mı gelecek yoksa?" diye. Mia'ya mesaj atıp dedim ki, bak ablamlar gelecekse söyle, gelmeyeceklerse balkondan içeri gireyim.

Mia da bana dedi ki "Böyle düşüneceğini bilsem sormazdım üzüldüm ya valla yok öyle birşey" diye mesaj attı.(Üzülmesinin nedeni, beni umutlandırdığını düşünmesiydi:)) Ben de içeri girdim tam makyajımı silecekkeeenn

"CİK CİK CİK CİK CİK" (Kanarya sesli kapı zili)

Kapıyı bir açtık ablamlarr!! Gecenin 12sinde hop diye gelmişler. Öyle sevindik ki! Mia'ya tekrar mesaj attım "Sen var ya seen" gibilerinden. Meğer kızcağızı bile kandırmışlar, "Onlara birşey yollayacağız adreslerini verir misin?" diye.

Bu yeni evli çifti bağrıma basasım geldi ve zaten 2 gün boyunca sürekli bağrıma bastım. Çok özlemişim! Onlarla 2 gün boyunca eğlenirken tekerlemeleri,ödevleri vs. herşeyi unuttum.

Taaa ki bugün onlar gidene kadar...

Bu arada bir huyumu daha keşfettim, elbise giymezsem bayram değil gibime geliyormuş. İnatla her gün elbise giymeye çalıştım.

Demin de fotoğraflara bakıyordum, şu kazandığım okulun giriş sınavına girmeden önce fotoğraflar çekmiş ablam. Sürekli gerginim ama rahat olmaya çalışıyorum öyle bir yüz ifadesi. Gerçi rahattım da niyeyse. Arkada şu an aynı sınıfta olduğum sınıf arkadaşımı gördüm o da gayet ciddi. Sonra çok sevindim o streslerin geçtiğine, sınavı kazandığımıza..

Şimdi sanırım tekerleme ezberlemeliyim. Aynı zaman da uykum da var. Uyku mu tekerleme mi?

Tabi ki uyku! Bye! :)

13 Kasım 2010 Cumartesi

miMelly!!

13 yorum

Melly'ciğim beni mimlemiş!! Mim konusu da çok hoşuma gitti..

İşte mim konusu: Garip Alışkanlıklarımız ve Yapamadıklarımız Nelerdir?

Şimdii bir düşüneyimm.. Benim garip alışkanlıklarım bol mudur bilemem ama, düşündükçe bol bol çıkacağına eminim..

1- Hiçbir zaman iki çeşit yemeği aynı anda yiyemem. Mesela fast food tarzı yiyorsam bir hamburgerden ısırıp, bir patatesten ağzıma atamam. Önce hamburgerim bitmeli en son patatese geçmeliyim.

2- Gerçekten korktuğum şeylerin başıma gelmeyeceğini düşünüp(ki öyle de olur) kendimi o şey hakkında çok korkuturum.

3- Ojelerim azıcık bile çıksa rahatsız olur,ellerimi sürekli saklarım.

4- Her piyano çalışımda parçayı yarıda bırakmak zorunda kalırsam sinirli olurum. Hızlı da olsa onu bitirmeliyimdir.

5- Tek kolumu altıma alıp uyurum ve her seferinde ellerim soğuk ve kollarım uyuşuk uyanırım (kan gitmemiş o derece)

6- Evime gelen arkadaşımı rahat ettirmediğimi düşünürsem ağlayasım gelir. O kişi bir daha gelmeyecekmiş gibime gelir. Bu yüzden rahat olması için çırpınırım.

7- Telefonda konuşamam. Öğretim üyelerine bile mesaj atarım. Konuşunca heyecanlanıyorum. Sadece Mia ve aile üyelerimle rahat konuşabilirim. Karşı taraf heyecanlandığımı anlamaz ama ben kekeliyorum gibime gelir o derece.

8- Herkes gibi kendi ses tonumdan nefret ederim.

9- Ellerim ve ayaklarım aşırı şekilde(damlar bazen, o derece) terler. Bir yere dokunduğumda mutlaka izi kalır(iz bırakırım bebek.)

10- O kadar yavaş hazırlanırım ki bir yere gitmeden önce buluşma saatinden ya da ders saatinden 4 saat önce bile uyandığım olur.(ama tam zamanında ya da daha erken oradayımdır!)

11- İnsanları bekletmekten nefret ederim. Kendim de beklemekten nefret ederim.

12- Küçükken ateşim çıktığında karıncalı görürdüm. O anları düşündüğümde 15 dk kadar karıncalı görüyorum ve çok zor düzeltiyorum. Düşünmemeye çalışıyorum.

13- Yumurtanın vıcık kalan bölümünü her zaman ayırıyorum. Ondan tiksiniyorum!

14- Sebzeleri sevmiyorum.

15- İlla ki çift yastıkla uyuyorum.

16- Ezan okunurken, okuyan kişinin sesinde bir hata vs sezdiysem farketmeden taklidini yapıyorum(çok tehlikeli)

17- Şarkı söylerken karşıdaki kişiye sesimin iğrenç gittiğini düşünüyorum.(fakat benim duyduğumdan daha iyi gidiyor)

18- Sevgilim olduğunu düşünmek beni sevindireceği yerde endişelendirip korkutuyor.

19- Param bittiği anda acıkıyorum veya susuyorum (2 dk önce yiyip içmiş bile olsam)

20- Film izlerken veya ders dinlerken dudaklarımı yiyorum.

Sonu gelmeyecek sanırım. Demiştim, düşündükçe çıkıyor.. :) Beni mimleyen ve mimleyecek olan herkese teşekkürlerimi sunuyorum!

23 Ekim 2010 Cumartesi

MİMimimimimiii

7 yorum
Mia tekrar beni mimlemiş ve o her beni mimlediğinde ben mutlu oluyorum!

Mim konusu da şu :
"İstatikler Top 5 İstatistiklere Göre En Çok Okunan İlk 5 Yazı..."

Mime sevindim kolay falan diye ama gidip bir de "Miaa istatistiklere nereden bakılıyoor?" diye saf saf sordum evet. :) Şimdi şuraya sıralayayım bakalım:


Yeni mimlerde görüşmek üzere!! Teşekkürler Mia'm!!

13 Ekim 2010 Çarşamba

Mimlenmeyi Seviyorum!

2 yorum
Mia'm tekrar beni mimlemiş ve müzikle ilgili konularda mimlenmek çok hoşuma gidiyor!! Başlayayım bakalım neler gelecek aklıma. Hiç düşünmeden başladım yazmaya. Şu an trendeyim ve şansıma internetli vagon gelmiş!! Çok eğlenceli!!

Mim Konusu:"Yaşadığımız tüm sıkıntıları geride bırakıp, sevmediğimiz insanlardan, yapmaktan daral gelen işlerden uzağa bir tatile gidiyoruz. Bizi yolcu etmeye gelmiş üstelik gıcık olduğumuz herkes. Alayına çalımlı bir bakış fırlatıp arabamıza bindikten sonra, geride kalanları çatlatırcasına müziğin sesini sonuna kadar açıp, tozu dumana katarak oradan uzaklaşıyoruz. Şimdi sizden istediğim, mimlediğim herkes bindiği arabanın resmini ve son ses açtığı şarkının adını, sözlerinden bir bölümü ve söyleyen solistin resmini yayınlayacak."

Arabamı Seçtim!!





Benim arabam Back To The Future'daki DeLorean araba!! Çünkü onunla ister 2030'da tatil yaparım; ister 1960'ta..İhtiyacım olan tek şey, yeterince titanium! :)





Çatlatma Amacıyla Seçilmiş Şarkı:

Daft Punk : Harder, better, faster, stronger



Work It Harder Make It Better
Do It Faster, Makes Us stronger
More Than Ever Hour After
Our Work Is Never Over

10 Ekim 2010 Pazar

Tekerleme..

8 yorum

Ses konuşma dersimizin sınavında bu tekerlemeleri ezbere, şaşırmadan, hepsini toplam 20 dk içinde, çoğunu tek nefeste okumalıyız ki dersimizi geçelim. Nasıl yapacağımı bilmemekle beraber, belki yazarsam daha iyi aklımda kalır gibime geldi.. Bu yüzden sizlerle de paylaşıp eğlenmek, aynı zamanda öğrenmek istedim.Not: Sınava 4 haftamız kaldı..

A
Abana'dan Adana'ya abarta abarta apar topar ahlatla ağdalı avuntucu ahmak Ahmet'in avandanlıklarını aparanlardan acar Abdullah'la aptal Abdi akşam akşam bize geldi.(Bir tek bunu ezberledim henüz)

B
Babaeskili babacan Bahri, Beberuhi Bedri'yle bıyıksız bıçkıcı bıngıldak Bigalı bikes Bahir'in Bigadiç'teki bonbon bonmarşesine varmışlar, oradakilerin yüzlerine bön bön bakarak, büyülü büyük buhurdanlığı buğulu buğulu boşaltıp bomboş bırakmışlar, sonra da bodrumda gözden kaybolmuşlar.(tek nefeste okunacak)

B,p,d,t: Batı tepede tahta depo dibinde beytutet eden (geceleyen) putlu dede tekkesinden matrut bitli Vedat dar derece tatlı duttan dürülü pide yutup pösteki dide dide dört ayda dört türlü derde tutuldu.

C
Cemil, Cemile, Cemal, cumaları cilacı cüce Canip'in cicili bicili cumbalı ciltevinde cümbür cemaat cacıklı civcivle cücüklü cacık yerler, sonra da Cebecili cingöz coğrafyacının cinci ciciannesinin cırcırböceğini dinlerler.

Ç
Çapakçurlu çapaçul çarkçıbaşı çaylak Zülküf, Çatalcalı çakmakçı çivit Cahit'e: Behey çaçabalığı, çepiç, çerçi, çakaloz, çayırhorozu, çöpçatan, çurçur, çirişotu demiş! (peki)

D
Dadaylı dadımın Dodurgalı düdük delisi dedesi diline doladığı debdebeli dedim dedisiyle dırdırını dilinden düşürüp de bir kez olsun doya doya düden diyemeden, düdenin dallara doldurduğu doyumluk yemişlerden doyasıya yiyemeden dârıdünyadan göçüp gitti.

E
Eğer Eleşkirtli eleştirmen Eşref'le Edremitli Bedri'yi Ege'nin en iyi eğecisi biliyorlarsa ben de Ermenekli Erdem Ergene'nin en iyi elektrikçisidir derim.

F
Farfaracı Fikriye ile favorili fasa fiso Fahri Fatsalı Fatma'yı görünce, fesleğenci feylesof Feyyaz'ı fındıkçı Ferhunde'yi anımsayarak feveran ettiler, Felemenkte Felemenklerin Felemenkçe mi konuştuklarını düşüne düşüne fertiği çektiler.

G
Güneyli girgin gammaz Galip Gavurdağı'nda güpegündüz galeyana gelmiş de Gülgiloğlu Gaziantepli gazup gazinocuyu Gölköylü gitaristle birlikte Gümüşhane'ye göndermiş.

H
Hahamhanede hahambaşı hahamı homur homur homurdanır görünce, hemencecik heyecanlandı, hızlandı, hoşnutsuz, hırçın hırçın giderken birden bire karşısında beliriveren Hollandalı Helga'ya: Hah tamam! Haydi, hohla, hemen hoh de bakayım! dedi.

I
Iğdır'ın ığıl ığıl akan ılıman ırmağının kıyıları ıklım tıklım ılgın kaplıdır.

İ
İbibiklerin ibiklerini iyice iyileştirmek için İstinyeli istifçi İbiş'in istif istif istiridyeleri mi, yoksa İskilipli ispinoz işportacı İshak'ın işliğindeki ibrişimler mi daha iyi, bilemiyorum.

J
Jurnalci Jale ile jeneratör Müjgan, Japonya'dan jilet, jant, jet, jambon, jelatin, jartiyer, jeton, jarse, Japongülü getirdiler.

K(a)
Karaburunlu kabadayı Kadir, kafakağıdını Kadirlili kadirbilmez kapkaççı Kasım'la Kahire'deki Kalecikliler kahvehanesinde kalamarla kâfuru satan kaparozcu Kuzguncuklu kozmonot Kâzım'a kaptırmış.

K(e)
Kendirli'den kemençeci kekeme Kerim kentlerin keşmekeşliğine kesenkes karşı çıkıyor ve keşke Keşan'da keşkekçilikle kesmeşekercilik yaparak kereste, kerevet, kereviz, ketenhelva, kendir, kenevir, kemençe, kelem, kekik, keklik satıp kelepircilik ederek rahatıma baksaydım diyor.

L
Lâlelili belalı Leyla'yla tabelalı lüleli Lale, bir de Lüleburgazlı lalapaşagilin iliksiz, löpür löpür latifeci latif Latife'sinin lalasının halasına: "Hala halhallı hali ile illallah halli hala ve hali halıları, sonra da Bolulu lüzuci Lütfullah ve lakerda, halatlı laterna, lahana, likidasyon, lumbago, lokomobil, layıkıyla layıklık konuların üzerinde didişip duracağınıza; lütfen lafebeliğini, laubaliliği, lalalığı, halalığı, halhallılığı, laklakçılığı, langır lungur lafçılığı bırakın da lizollenmiş loş lokantanın locasında lop lop loğusa latilokumu yemeye, lıkır lıkır leylaklı likör içmeye gelin!" demiş.

M
Marmara'daki Marmarisli mermerciler mermerciliği meslek edinmişler, ama Mamak'taki mamacılar manyetizmacılıkla marmelatçılığı meslek edinememişler.

N
Nobran Nadir'in Nallıhan'da naneruhu, nalın, narenciye, nergis alıp sattığı, namlı Nesrin'e de nazikane nazım, nesir, nesep, nesiç, nemelazımcılık, nezaket, nikelaj, nüans, nümayiş, nukut, noel, nöbetşekeri üzerine nutuk attığı söyleniyor.

O
Okmeydanı'ndan Oğuzeli'ne otostop yap; Oltu'da volta at, olta al; Orhangazi'de Orhanelili Orhan'a orostopolluk öğret; sonra da Osmancıklı Osman'a otoydu, totoydu, fotoydu, say dök!

Ö
Özbezö'nün özbeöz Ödemişli öngörülü öğretmeni Özgüraslan'la Özgüluslan özellikle özerk ön öğretimde öylesine özverili, övünç verici ve övgüye değer kişiler ki, hani tüm öğretim örgütleri içinde en özgün örnek onlardır diyebilirim.

P
Pınarbaşı'nın pinpirik pompacısı Pötürgeli pazvantoğlu pusatçı, paskalyadan palaskasız pisbıyık paskal Pasin, Pülümür'lülere pülverizatörün Türkçesini satmış.

Pohpohçu pinti profesör pofur pofur pofurdayarak hınçla tunç çanak içinde punç içip pülverizatör prospektüsünü papazbalığı biblosunun berisindeki papatya buketinin bu yanına bıraktıktan sonra palas pandıran Pülümür'le Pötürge'den getirdiği pörsük pötikare pöstekiyi Paluluların Pıtırcık pazarında partenogenes pasaparolasıyla pertavsız pervasız pervaz peysajını peronospora pestenkerani pestilini posbıyıklı pisboğaz pedegoga Pınarbaşı'nda beş peşkirle peş peşe peşin peşkeş çekti, sonra da pılısını pırtısını topladı:

"Pingpong, pingpong, pingpong! Piyango pingpong! Piyango pingpong! Piyango pingpong! Pin! Pong!... Pong!..." diyerek, Posof'un pisipisi otundan yapılma piştovsu piposunu tüttüre tüttüre petalinise doğru paytak paytak yürüyüp gitti.

R
Ramazanda Rizeli Remzi rüküş Rümeysa'ya rastlamış da: römorkör, riziko, rokoko, Ruhülkudüs, rüzgargülü, rıh, zırh, rehabilitasyon, rızk, rot, rop, rint, ring, ray, radyoaktivite ve Rab nedir diye sormuş.

S
Safranbolulu Safinaz'la Salihlili Salih Sivrihisar'da soğuklamışlar, sinüzit olmuşlar, sonra sımsıkı sarınarak söylenmesiz Seyitgazi'ye varıp sarmısaklı suteresini susarmısağı ile karıştırarak suyunu süzmüşler.

Ş
Şavşatlı şaban, Şarkışlalı şipşakçı Şekip, bir de şıpsevdi Şehime Şişhane'den şeytankuşu mu, şömine maşası mı, masa şemsiyesi mi, şason mu, şezlong mu ne bir şeyler almaya gittiler.

T
Tahrilliye talihli tentürdiyotçu tetik Tahir'le tahterevallici tekinsiz Tevfik'in talimhanede ters türs konşarak terter tepinip tir tir titremeleri Turhallı tombul Turgut'u tıpış tıpış tosbağa sokaktaki tönbekçiye doğru yürüttü.

U
Ulukışlalı kul Lütfü ile Ulamışlı kel Lütfullah Kilis'in Lalapaşalı lambası güzeli lokmagöz Lale'nin halılarını Halide'nin haldır huldur halli hal halinde dokur, bir yandan da halen halsiz, halifesiz halasını halisane hallaç Halim'i ile lostromo Lami'nin yanında elif, lâm, lâmelif okur; linolyumculuk, lotaryacılık, hallaçlık, levülozlu liva loğlaması lığcılığı ve lateksli laternacılıkla lakerdacılık yaparlarken Uluborlulu ulu lüleci Lütfiye'yle Zileli zalım zevzek zilli Züleyha'ya rastlamış: " Beri bak Zileli zalım zevzek zilli Züleyha," demiş, "zaloğluluk etmeye kalkma, zor zoru zorlar; sen sen ol, lalangayı, laklakıyatı, lahavleyi bir yana bırak, zalım dilini, zorba elini, Ladikli Lahuti zilini tut, öyle leylim leyli leylim leyli; lap lop, lüp, lebaleb, lakap, lahuri, lame, layıha, libido, lobut, lombuz lif, lüfer, likorinoz dierek elalemi deliye döndürüp haldır haldır, paldır küldür Limerik'e kovalama!" demiş. (3 nefes :O)

Ü
Ürdünlü ünlü üfürükçü Üryani, Ünye, Üsküdar, Ürgüp üzerinden ülküdeşlerine üstüpü, üstübeç, üvez, üzüm, üzengitaşı ve üzünç götürürken, üveyikten ürüyerek, üvendirelerini sürüyerek yürüyen üçkağıtçı ülkücülerin ürküntü üreten ünü batasıca ünlemleriyle ürküverdi...

V
Vırvırcı Vedia'yla vıdı vıdıcı Veli velinimeti vatman Vahit'e vilayette veda edip Vefa'ya doğru vâveylâsız, velevasız, velespitle volta vururlarken voleybolcu Vatran, virtüöz Vicdanî ve Viranşehirli vatansever viyolonselist Vecibe ile karşılaştılar.

Y
Yalancıoğlu yalıncık yayladağının yahnisini yağsız yiyebilirse de yayladığının yağlı yoğurdundan, Yüksekova'nın yusyumru yumurta yumurtlayan tavuklarından, bir de yörük ayranıyla yufkasından asla vazgeçemez.

Z
Zonguldaklı Zaloğlu Zöhre'nin kızı Zühal zibidi Zeki'yi ziyafette zilzurna görünce zıvanadan çıkmış: Beri bak zibi Zeki! demiş, sen zevç değil zahiren zahireci, zalim, zevzek, zikzaklı, züğürt, züppe, zırtapozun ve de zerzevatın zirzopun tekisin!

Konuya uygun parça da şu olsun: http://fizy.com/s/12og3y

4 Ekim 2010 Pazartesi

MİMik

2 yorum
Caaaanım Mia Wallace beni mimlemişş!! Konu da şuymuş :


"Hayatınıza uygun fon müziği. Fon müziği derken sözlü tabi ama sözleriye değil sadece müziği ile olucak. 3 şarkı seçeceksiniz"

Başlayayım bakalımm:

1- Morrissey - Let Me Kiss You : Kendimi çirkin hissettiğim zamanlar için çok uygun bir parça.. Sözleriyle değil denmiş olsa da mimde, bu parça hem sözleri hem de müziğindeki hayalden uyanma hissi yaratan bölümüyle beni etkiliyor.

"Gözlerini kapat, Ve fiziksel olarak hoşlandığın birini düşün
Ve seni öpmeme izin ver, seni öpmeme izin ver "

Hayalin bitiş müziği ve:

"
Ama sonra gözlerini açarsın, ve fiziksel olarak aşağıladığın birini görürsün,
Ama kalbim açık
Kalbim sana açık"

2- Persepolis Soundtrack - Love and Hate : Hiç aşık olmadığım halde, aşkı ve nefreti en iyi anlatan müzik olduğunu düşünüyorum. Birden nefrete dönüşen bölümünü seviyorum. Farkındaysanız hep değişken parçaları seviyorum niyeyse :) Tek düze ilerlememesi hoşuma gidiy.

3-
Neffa - Passione : Bu parçanın bana hisettirdiklerini ben de bilmiyorum ama müziği ve sözlerine bayılıyorum! Sözlerinin anlamını öğrendim, pek etkilemedi fakat; öyle kelimeler seçmişler ki söyleyince bir haz alıyorsun. O yüzden bu da aslında genelde müziğini sevdiğim bir parça.

Beni mimlediği için Mia'ya teşekkür eder kimseyi mimlemeden(çünkü kimse yazmazmış gibime geliyor) bitiriyorum! Saygılar, sevgiler..

2 Ekim 2010 Cumartesi

İşte Geldim Burdayım..

4 yorum
Merhaba özlediğim blog okurları!!

Sonunda internetimiz bağlandı, tekrar sizlerle olabileceğim..


Okul pazartesi günü başladı ve ben okuldaki öğretmenlerin, öğrencilerin sıcak kanlılığına hayret etmekle meşgulüm. İnsanlar o kadar okumuş, opera sanatçısı olmuş, yüksek lisans yapmış veya asistan olmuş ama hepsi arkadaş gibi. Burnu havada olan kimseyi göremedim ve görmek de istemem. Zaten öyle bir ortamda barınamazlar galiba..


Evimiz tam istediğim gibi oldu!! L masa hayranlığım vardı ve şu anda bir L masanın kısa bölümünde sizlere ulaşıyorum :) Şans eseri herşey hem istediğim gibi oldu, hem de ucuz oldu. Müstakil bir evi (tek katlı) 300 liraya kiralamak gibi mesela..


Müstakil ev hep bana korkunç gelirdi ama hep de isterdim. Korku filmleri hep müstakil evlerde çekilir. Farkettim ki korku filmlerinin çekildiği müstakil evlerde bir boşluk var. Türk evleri gibi çok kalabalık değil. Eşyalar az ve öz. Mesela biz doldurduk evi, ev daha sıcak geliyor korkutmuyor. Doğalgaz açılmadı diye çok soğuk gerçi. Öyle bir korkunçluk da mevcut.

Geçen gün okuldan geldim löpüç çekirdeğimi ve meyve suyumu hazırladım. Tv'yi açtım (bu arada digiturk aldık. Hep çok isterdim mezzotv var diye. Bu da gerçekleşti!) Tam yere kuruldum zil çaldı. Panjurlar açık ki birinci kat içeri baktığınız an tv açık mı falan herşey görülüyor. Saklansam tv açık evde olduğum belli. Öyle bir korku yaşadım ki dostlarım.. Meğer annem korkmayayım diye anahtarla açmamış da zili çalmış sağolsun..

Bu arada burada anneyle kalmak yadırganıyor. Niye ki? Arkadaş gibi annem var olamaz mı? Annesiyle kalan başka biriyle tanışınca insan heyecanlanıyor falan. Ne hallere düştük!
İşte böyle size ulaşmaya devam edeceğim..

Canım arkadaşım, dostum
Mia Wallace beni mimlemiş. Bir ara o mimi de yazacağım Mia'm!! Birazdan evden çıkacağımız için (bornoz, yumurtalık falan almamız lazım da) böyle hızlı bir blog yazısı yazayım dedim.

Dün akşam okuldan 5 gibi gelip direkt uyudum ve sabah 8buçukta uyandım. 15,5 saat uyumuşum. Kaç gündür 6 saat, 7 saat yatıyordum ki bu ben değildim. Biriktirmişim meğer uyku isteğimi. Ama çok iyi geldi (az uyumayı öğren Feli!)

Pazartesi Anadolu Üniversitesi açılış konserinde İstiklal Marşı'nı ve Anadolu Üniversitesi Marşı'nı söyleyeceğiz koro halinde. Sözleri daha bugün ezberledim. Yarın provamız var. Hemen koro moduna girince alışamadım ilk haftadan.

Tekrar görüşmek üzere. Sizi seviyorum ve şu parçayı armağan ediyorum. Dinleyin!

18 Eylül 2010 Cumartesi

Blogumu süsledim!!

3 yorum

Blogumun en üst ve en altına koyduğum resimleri arkadaşım yaptı. Bakmanızı istediğim için de yazdım evet!

Hala hayatımda bir gelişme yok. Yarın bir kamyon gelecek ve Eskişehir'e gidecek eşyaları yerleştirecek.

Bugün fosur fosur uyurken ablam uyandırdı. Babama doğum günü sürprizi yapacakmışız. Uyanmak istemedim başta ama sonra ilk kez kutlayacağımızı farkedip uyandım. Evde enişte var diye giyinmek zorunda kaldım.

Gelişmeleri takip edin. Hatta kalın.

17 Eylül 2010 Cuma

Bunalım

2 yorum

Müzik dinlemenin bana fazlasıyla zevk verdiği şu günlerde; okulumun başlaması için sabırsızlanıyorum. Böyle evi tam olarak düzenlesek herşey hallolsa..

Müzikle ilgili dersler alacağımı bilmek beni heyecanlandırıyor. Konservatuvardaki kimse bu eğitiminden zevk alıyormuş gibi davranmıyor nedense. Bu da beni korkutuyor ama müzikle ilgili eğitim alıp neden sevinmesin ki insan? Sonuçta oraya girene kadar bir yerlerin yırtılıyor.

İçim sıkılıyor, başka bir şehre yerleşmek için hazırlanmak, İstanbul'daki evde herşeyin kolide durması, birşey bulamamak can sıkıyor.

Laptopım hala tamir edilmedi. Sanırım yarın gelecek ama ben o laptoptan aldığımızdan beri memnun değilim zaten. Yeni laptop almak gibi bir durum da söz konusu değil şu ara. Resmen benim için ev kiraladık, yeni masraflar yeni eşyalar. Bir de laptop dersem gözümün üzerine yumruk yemem çok yerinde bir hareket olur.

Her şeyi anlatasım var, aynı zamanda hiçbir şey anlatamıyorum. Düşüncelerimi anlamıyorum ki kelimelere dökeyim. Hem çok mutluyum, hem çok sıkılıyorum, hem sürekli ağlayasım var. Depreyşşaa!!

Şu an içime öküz oturduğundan böyle bunalım yazıyorum ama uyuyup uyanınca bu yazıyı okuyup, "Ne olmuş bana böyle?" diyeceğim sanırım.

İyi ki uyuyunca unutuyorum..

O yüzden de uyuyorum.
Saygılar, sevgiler..

15 Eylül 2010 Çarşamba

İlk Mimleniş..

6 yorum

En yakın arkadaşım Mia beni mimlemiş!!

Mim konusu da şuymuş : " Çocukluğunuzda sizi en çok utandıran, o an... "



Size, ablamın münasebetsizliği yüzünden utanışımı anlatayım.

Bir gün anneannemlerdeyiz. Ben 5-6 yaşlarındayım. Sanırım yine bayram. Salon hep kalabalık ve büyüklerle dolu olduğundan, kuzenim, ablam ve ben içeri odalara kaçardık. Genelde ya saklambaç oynardık, ya da sünnetçilik. Ben sünnetçi olurdum, benden iki yaş büyük erkek kuzenim de benden kaçardı. Kırt kırt kırt diyerek gezerdim evin içinde (Ne iğrenç bir oyunmuş).

Sanırım bu oyunlardan yorulmuş olmalıyım ki, günün sonunda yine anneannemlerin evinde uyuyor bulmuştum kendimi. Ben bulamamıştım aslında, uyuyordum o sırada. Neyse, bu cibiliyetsiz ablam, ben uyurken kuzenime(ki o zamanlar kuzenime aşıktım) "Biliyor musun, Feli'nin poposunun üzerinde ben var." demiş ve ben uykudayken popomu açmış.

Deli olmuş bir şekilde uyandım ve utansam mı, kızsam mı, ağlasam mı bilememiştim. Olan olmuştu artık. Ablama buradan saygılarımı ve sinirlerimi iletiyorum!!

13 Eylül 2010 Pazartesi

pandoMİM!!

3 yorum

Sonunda ben de mim olayına özendim ve ilk mim konumu yazıyorum!!

Mim konum:Yakın bir arkadaşınla olan ve aklında kalan bir anını anlat!

Arkadaş olduğumuzu açıkladığım için, en çok görüştüğüm ve canım arkadaşım olduğu için Mia Wallace ile ilgili anımı yazıyorum(Dünkü olayı o da yazdı fakat bir de benim gözümden değişik olur diye düşündüm):

Ben daha dünkü olayları yazacağım çünkü Mia kadar iyi hafızam olmadığından en ayrıntılı onu hatırlıyorum.. :)

Biz Mia'yla ne zaman güzel birşeyler yapmaya karar verip plan yapsak olmuyordu ama yine de plan yapmaktan kendimizi alamadık. Sabah 10'da oylarımızı verecektik, duraktan onu alacaktım, beraber açık havada kahvaltı yapacaktık, eve gelip ilk defa deneyeceğim kızarmış dondurmalarımızı yiyecektik, film izleyecektik, basket maçını da izleyip dışarı çıkacaktık. Ben Eskişehir'e gideceğim için onu daha şimdiden çok özlemiştim. O yüzden ister istemez planlar kafamda canlanıyordu.

...ve aksilikler başladı...

Sabah 10 buçukta oyumu verdim. Mia'ya mesaj attım. O da nesi? Mia'lar hala evden çıkmamıştı. Biz oy verdiğimiz yerden durağa çıkıp onu alıp eve dönecektik ama ailesi çıkmayınca Mia da ne yapsındı? 11 buçuk gibi oylarını verdiler ve sağ salim buluştuk. Bu arada açık havada kahvaltı düşüncesi bizi iyice germişti çünkü uyandığımızdan beri hava çok sıkıcıydı, şakır şakır yağmur yağıyor, şimşekler çakıyordu. Şemsiye altında yaptığımız soğuk kahvaltıdan sonra, evimize geldik. Hiç olmazsa dondurmalar başarılı olmuştu.

...ve sürpriz haber...

Mia, iki gece bizde kalmak için izin istediğini ve izin alabildiğini söyledi!!
O an dünyalar benimdi. Hayatı hızlı bir şekilde yaşamamıza gerek yoktu. Böylece filmi öbür güne bıraktık. Akşam çok sevdiğimiz arkadaşımız "N" geldi. Onunla muhabbet ettik, basket maçını izledik. Onlar gittiği zaman yağmur durmuştu ve dışarı çıkmayı planlamıştık fakat bir telefonla alt üst olduk. Mia'nın erkek kardeşi aramıştı ve anne babalarının kavga ettiğini, yarın boşanacaklarını, yarın eve gelmesi gerektiğini söyledi. Konuyu daha derin incelemek için bkz.

...dünya başıma yıkılmıştı...

O an ikimiz de şok olmuştuk. Tamam biliyorduk herşeyi ama bu da nesiydi şimdi? Hani planlarımız? Neden yine planlarımız yalan olmuştu? Neden kavga etmişlerdi? Ayrılacaklarsa da Mia eve gidince birşeyler değişebilir miydi? Bencillik yapmayıp durumu derince düşünmeli miydim? Mia bizde bir gece daha kalmalıydı!!

Sabah Mia'yı durağa bıraktık ve gitti...Ben de arkasından bakakaldım. Aklıma Orhan Veli'nin şu şiiri geldi şu an:

Bakakalırım giden geminin ardından,

Atamam kendimi denize,

Dünya güzel.

Serde erkeklik var,

Ağlayamam..


Aynen bu durumdaydım. Yaşanan şeylerin sonunda, bugün ablamın düğününe giyeceğim elbise ve ayakkabıyı almıştım. Bunun sevinci sürerken Mia mesaj attı ve yarın bize tekrar geleceğini, kaçırdıklarımızı telafi edecebileceğimizi söylemişti.

...mutluluk...

İşte yeniden en baştaki gibi mutluyum. Ama bu sefer plan yok! Değil mi Mia? Yarın dışarı çıkar mıyız? Filmimizi de izleyelim mi?

Mimlediklerim (az izleyicim olduğundan şimdilik) : Mia Wallace, Loana, sennediyosunya.

Hepinizi çok seviyorum. Başarılar!! (Mimi sınav olarak gördüm adeta) -

(Saç renklerimiz uymasa da resimde piyano çalan benim, beni her defasında zevkle ve ilgiyle dinleyen, izleyen Mia.)

Unoo!!

5 yorum

Bugün size uno adlı bir oyundan bahsedeceğim dostlarım..

Uno, yanındakine pislik yapma oyunudur. Pis yedili ve dost kazığı isimli oyunlara benzetirler ama şahsen uno dışında hiçbirini bilmiyorum. Ama uno oynarken çok eğleniyorum.

Uno'da amaç elindeki kartları bitirebilmektir. Kurallarını daha derin öğrenmek isterseniz buradan okuyabilirsiniz.Gerçi kurallar oynarken beyinde daha iyi yer eder.

Uno'nun adı elinde tek kağıt kalınca "Uno!!" deme zorunluluğundan gelir. Demezsen 2 kağıt daha çekersin.

Kuralları tam olarak en yakın arkadaşım Mia Wallace 'tan öğrendim. Kurallarda yazmayan ama Mia'dan öğrendiğim en güzel kural; ortaya sıfır atıldığında herkesin el değiştirmesi durumu süper. Tam bir kağıdın kalmış bitecekken biri sıfır atar ve eline yelpaze gibi bir sürü kağıt gelebilir. Yelpazesi olana da tek kağıt. Böyle ne olacağını kestiremediğin bir şans oyunudur bu uno.

Umarım hepimiz uno oynarız ve uno ekmek yeriz. Hıhı evet.

7 Eylül 2010 Salı

Sonuçlanan Anketler..

2 yorum

Ne zamandır farketmiyordum şu an farkettim. Meğer iki anketim de sonuca ulaşmış.

Kime göre neye göre anketimin sonuçları: %62 kime, %37 neye

Kedi mi köpek mi anketimin sonuçları: %15 kedi, %84 köpek

Şimdi yorumlamalarıma geleyim.. Resmen kendi oylarımın cevapları kazanmış :) İnsanların genelde diğer insanlara göre karar aldığını düşünüyorum. Bir nesneyi birşeyi düşünmektense, sevdiği insanın yönlendirmesi, kararında daha etkili oluyor. Pek anlatamasam da anladığınızı biliyorum :)

Kedi, nankör olarak; köpek ise insanların dostu olarak bilinir. Bir arkadaşımın birkaç yıllık kedisi azdığı an sahibini bırakıp kaçmıştı. Köpeklerin böyle birşey yapacağını sanmıyorum. Köpeğim olmasa da böyle düşüncelerim var.

Şuradan parçamızı da dinleyelim!Yeni anketlerde görüşmek üzere..

Yeni ve Lezzetli Bir Blog!!

0 yorum

Kaç gündür bu bloguma yazamıyorum çünkü yeni bir blog açtım!

Bu blogu yeni evlenip, okumaktan dolayı pek yemek öğrenememiş ablama adadım. Ben Eskişehir'i kazandığım için (oleyto) ablama annem de ben de bu konuda yardım edemeyeceğimizden böyle bir çözüm ürettik. Buraya ablama yüzyüze anlatır gibi yemek tarifi yazıyorum.

Ben ondan küçüğüm ve nasıl daha çok yemek pişirdim diye merak ediyorsanız, 4 senedir evde oturuyorum, sadece haftada bir ya da iki gün şan ya da piyano dersine gidip kalan günleri evde geçiriyordum. Zaman geçirmek için de yemek pişirip duruyordum.

İşte böyle... Beni oradan da takip ederseniz sevinirim! Sizlere şimdiden afiyet olsun!!

Bu yazıma müzik eklemek istiyorum. Şarkı da şu olsun. Shutter Island filminin soundtracki. Sevgiyle kalın!!

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Eskişehir, sen benim yeni şehrimsin..

2 yorum

Eskişehir beni kurtardı sanırım. Bu kalabalık, moral bozucu şehirden çekip aldı adeta..

Eskişehir ile pek alakalı olmayan, ama bizi bu karmaşadan kurtardığı için Eskişehir diye başladığım yazıma devam edeyim. Durum şu:

Dün akşam ablamı istemeye geldiler. Tabii ki verdik gitti. Bir sürü sorun çıktı servis sorunları vs. Meğer ne kadar gergin birşeymiş istenmek. İstenmek değil de vermek çok zormuş, hele de verilen kişi hayal dünyasında yaşıyorsa, ona gerçekleri göstermek çok daha zormuş.

Neden kız istemenin bu kadar kuralı var? Artık teknoloji gelişti. Bence kız isteme işi telefonla, internetle falan olmalı. Sonuçta "Verdim gitti!" denilmeyecek mi?

Bir de isteme, televizyonlarda gördüğümüz gibi değilmiş meğer.
Ben şöyle görürdüm:
Kız tarafının çekirdek ailesi ve erkek tarafının çekirdek ailesi bir araya gelir. Babalar konuşur, damat ezilir büzülür, kahveler içilir, en son kız istenir ve evlere dağılınır.

Şimdi gerçek kız istemeye dönelim :
Kız tarafı evini hazırlar. Börekler, çörekler, pastalar. Bir nevi gün ortamı. Altın günü. İstenen kız hiçbir işe elini sürmez. İstendiği için prenses modunda bir gün geçirir. Makyajı saçları yapılır kıyafet giyilir, sadece beklenir. Kız tarafındaki bütün büyükler çağırılır, aileleriyle birlikte. Dayılar, yengeler, teyzeler, annenin dayıları, teyzeleri, anneanneler, dedeler.. Kapı çalınır. Bir açarsın ki içeri bir 30 kişi doluşur. Büyüklü küçüklü. Ha bir de onlar gelmeden evin iki odası sandalyeler ve sehpalarla donatılır. Bu kadar kişiye kahve yapan da gelin değil, kahve makinesi olur. Kahveleri başkası yapar, geline sadece tepsi verilir. Sonra fotoğraflar, yüzükler (bizim nişan, isteme, söz aynı gündü belki de ondan), pastalar..

Herkes gidince derin bir "Ohhh!!" çekilir. Aynı zamanda anne ağlar, gelinin kardeşi anneye sarılır.

Kısacası kız istemek, kız vermek çok gergin birşeydir. Evlenmeyi düşünmezdim, iyice beynimden sildim. Aileme bu kadar zorluk çıkarmaktansa, evlenmem daha iyi :)

Siz siz olun, kız isterken teknoloji kullanmayı sakın unutmayın..

Parça da bu olsun :) Tülay German'a bak bee : http://fizy.com/s/1ahlh7

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Şimdi okullu olduk!!

10 yorum

Sonunda, 4 yılın sonunda, ben de üniversiteli oldum!! Hayallerimi gerçekleştirdim. Gerine gerine yazabilirim artık kazandığım yeri: Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümü Opera Anasanat Dalı!! Ooh upuzun :)

Kazandığım halde İstanbul'da yaşadığım için İstanbul Üniversitesi'nin de konservatuvar opera sınavına girdim. Birinci aşama sınavında kapıda içeri gir anlamında çalınan zili duymadım. Adam kapıyı açtı içeri girip "Pardon zili duymamışım." dedim ve jürideki teyzeden bir cevap geldi "Gel buraya duyarsın çocuğum!". Bu laftan sonra zaten yeterince soğuduğum bu ortamda gerildim de gerildim. Hiçbir yerde yazmadığı halde marş söylemem istendi. O an "İzmir'in dağlarında çiçekler açaaar" marşı geldi ve söyledim gayet iğrenç bir halde. 2 gün sonra sonuçlar açıklanmıştı ve ben 150 kişi içindeki şanslı 20 kişiden biri olmuştum. Çok şaşırdım ama Eskişehir'i çok beğendiğim için diğer sınava pek girmek istemiyordum. Arkadaşım S.nin ısrarı ve ileride pişman olmamam için sınava girmemi söylemesi nedeniyle bu aşamaya da girdim.

İkinci aşamada 10 kişilik kadar bir jüriye ariamı söyledim. Ardından "Kalabalık bir tren garındasın.Biri sana seslendi. Şaşkın şaşkın etrafına baktın. Sonra yanlış duymuşum modunda yoluna devam ettin. Bunu canlandır." dediler ve yaptım. Başta tren garı yerine trendeymiş gibi yapsam da :) sonradan pardon gardaydım diyip düzelttim. Bunu da yaptıktan sonra şiirimi okudum ve çıktım. O şanslı 20den biriydim ama şanslı 10a giremedim. Ama zaten çok kötü bir internet sitesi var konservatuvarın. Hala internette açıklanmadı mesela ama liste çoktan kapıya asıldı. Ha ayrıca Anadolu Üni. iki aşamayı da sahnede yaptı ama İstanbul Üniversitesi o minicik sınıflarda yaptı..

Neyse ki artık Eskişehir'liyim. Es es.. Yıllardır istediğim bölümü, böyle güzel bir şehirde okuyacağım için de çok mutluyum. İyi dileklerini benden esirgemeyen herkese çok teşekkür ediyorum. Sizleri çok seviyorum!!

Ha bu arada, ablamı pazar günü istemeye geliyorlar. Ben hiç sevgilisi yok sanarken, meğer eski sevgilisi ile barışmış ve evlenme kararı almışlar. Sınavım var diye de kimse bana çaktırmamış. Cuma günü sınavdan çıkar çıkmaz bana söyleyeceklermiş. Pazar da istenecekmiş. Annem erkenden söyledi bana durumu. Bir iki ağlamadan sonra verdim gitti. Yarın istemeye geliyorlar. Böylece annem bir İstanbul bir Eskişehir yapmayacak hep benim yanımda kalacak. Meğer kızı vermek tüm sorunları çözüyormuş hehe..

Hepinize mutlu seneler.. Sizin de hayalinizin gerçek olması dileğiyleee!!

19 Ağustos 2010 Perşembe

Donuk bakışlar..

4 yorum

Bugün lise arkadaşımla buluştum ve watsons mağazasından şu göz dinlendiricileri aldım. Aşırı rahatlatıyor şu sıcaklarda. Ayrıca göze koyunca komik bir görüntü de elde edebiliyorum oley. Takma kirpiğe ne gerek? :)

Ayrıca bugün mağazalarda ne denesem üzerime oldu(demek ki hep büyük bedeni varmış:)) beni mutlu etti herşeye rağmen. Boğazım, öksürüğüm hala geçmedi!!

2 gün sonra Eskişehir'e yola çıkıyoruz! Bir an önce sesim düzelmeli, öksürüğüm geçmeli; yoksa jürinin üzerine üzerine hırıl hırıl öksürebilirim :)

Bu yazıyı öylesine yazdığım için her konudan kısa kısa bahsettim. Amacım sadece fotoğrafı koymaktı(yanaklı foto) ve bir konu üretemedim. Evet üretemiyorum, böyleyim :(

Lay lay lomm!

17 Ağustos 2010 Salı

İlk mini halk konserim..

6 yorum

5 gün süren hastalığımın sonunda doktora gitmeye karar verdik ve bu sabah doktora gittik. Yıllardır Çapa'daki devlet hastanesine gitmiş biri olarak özel hastaneye bayıldım. 12 Liraya 15dkya işimiz bitmişti.

Doktora sınava gireceğimi, bir an önce iyileşmem gerektiğini söyledim. Önce steteskop mudur nedir onunla sırtımı göğsümü dinledi. Bu sırada Türkiye'nin, ardından Yunanistan'ın en ünlü sopranolarının adını sordu. Şans eseri Maria Callas'ın Yunanlı olduğunu yeni öğrenmiştim. Hemen cevap verince hoşuna gitti. Sonra löpüç karnıma dokunup başımıza Pavorotti mi olacaksın dedi kilomdan dolayı. Güldüm geçtim :) Sonra sanırım mesleğini severek yapmıyor olmalı ki, "En güzeli istediğin şeyi yapmış olman, Vehbi Koç olsan da öleceksin sonuçta." dedi ve 3 tane ilaç yazdı. Başarılar diledi.

İlaçları kullandığım ilk günün akşamı sesim iyi gelmeye başladı. Arada fıslıyordu ama çıkan ses de iyi çıkıyordu.Öksürmeye devam ediyordum.

Akşam ev çok sıcak olduğundan ve klimayı açmak yasak olduğundan, evden çıkıp parka indik. Parkta telefonumdan Vivaldi'den Sposa Son Disprezzata ve yine Vivaldi'den Vedro Con Mio Diletto'yu açarak eşlik etmeye başladım. Bir zaman sonra alkış koptu. Yanda top oynayan liseli yaşlarda olan 6 çocuk beni alkışlıyordu. Yanıma geldiler ve bir tane daha söylememi istediler. Annem de istedi. Uyarımı yaptım ve öksürebileceğimi, sesimin gidebileceğini belirttim. Sorun değil dediler. Başladım Bach'ın Quia Respexit'ini söylemeye. Varoş bir semtte oturmamıza rağmen parçanın sonuna kadar dikkatle dinlemeleri çok hoşuma gitti. Abla bana müziği sevdirdin valla diyen bile oldu.

İşte böylelikle ilk halk konserimi vermiş bulundum. Kaç gündür konuşurken bile sesim giderken, bugün aniden böyle iyi söylemiş olmak, hatta dinleniliyor olmak çok hoşuma gitti. Sınava son 6 gün. Sakin olmalıyım. Oldum! :)

Bu videoyu da izlemenizi tavsiye ederim :) Sahne şovuna bayıldım, dekora vs. Ayrıca Antonio Banderas'ı ilk defa beğendiğim video bu oldu :)

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Hırıl hırıl...

2 yorum

Son günlerde bizi korkudan öldürecek bir sorunumuz var.. Haftaya cumartesi Anadolu Üniversitesi Opera Bölümü Yetenek Sınavı'na girmek üzere Eskişehir'e yola çıkacağız. Pazar ve pazartesi günleri sınav var.Fakaaat gelin görün ki, yaklaşık bir haftadır deliler gibi öksürüyorum. Şarkılarda sesim gidiyor, şarkıyı söylerken 3,4 kere öksürme geliyor. Bir ton ilaç içiyorum, geçmezse diye aşırı korkuyoruz.

Hep iyi olanı düşünmeye zorluyorum kendimi. Geçecek.. Daha 1 hafta var sonuçta. Hem niyeyse jürinin benim hastalığımı düşünerek dinleyeceklerini düşünüyorum ama bu hastalıkla ses güzel çıkmazsa ne yapabilirler ki? Sınavı benim için erteleyecek değiller. Yani ya iyileşeceksin ya da iyileşeceksin.

Hepinizden sonsuz dua,iyi dilek vs. bekliyorum. Hayatımın sınavına bu kadar az kala bu sorun daha fazla sürmemeli!

konuyla ilgili parça : http://fizy.com/s/1aj3xs

13 Ağustos 2010 Cuma

Yükselen burcun şaşırtıcılığı..

0 yorum
Bugün anneme doğum saatimi sordum ve hesaplayıp yükselenimin yengeç olduğunu öğrendim. Normalde akrep burcuyum. Yengeç yükseleninin özelliklerine baktım ve anlattığı bir bölüm aynı ben :O Çok şaşırdık. O yüzden paylaşmak istedim. Zayıf yönlerimi görmenizi istemezdim ama..

"Sizin en belirgin özellikleriniz arasında duygusallık, merhametli oluş, hassaslık ve sadakat göze çarpar. Adeta gözyaşlarını akıtmaya hazır bir insansınız. Son derece anaç ve korumaya yönelik davranırsınız. Sevdiğiniz insanların her şeyi ile ilgilenirsiniz. Sizin için sevgi, aile,baba ve anne çok önemlidir. Buna karşın maddi güven içinde bulunmayı da istersiniz. Sizin evinizden,ailenizden ve vatanınızdan uzaklaşmak son derece zordur.

En göze çarpan şey sizdeki güven eksikliğidir. Yine de cesaretinizi toplayıp kazanacağınızdan emin olduğunuz alanlarda büyük bir coşku ile davranabilirsiniz. Aslında çalışkan ve girişken bir insansınız. Ama biraz telaşlı olduğunuzdan dikkatsiz davranabilirsiniz. Neşeli ve canlı bir durumdayken aniden bir neden olmadan somurtkan ve dargın birisi olabilirsiniz. Bu sırada aklınıza bir şey gelmiş veya birinin önemsiz bir sözüne takmış olabilirsiniz.

Sizi bir insan,fikir veya konu çekebilir ve tuttuğunuz şeyi asla bırakmak istemezsiniz. Eskiye ve kurallara bağlısınız."

Keşke olmasam :)

10 Ağustos 2010 Salı

Takipçi sayısı az olan bloggerın isyanı..

5 yorum

Neden diyorum? Neden benim takipçi sayım 7de takıldı? İnsanların yüzlerce binlerce takipçisi varken, benim neden bu kadar az?

Diyorum sürekli yazmıyorum diyedir, sonra sürekli yazmaya başlıyorum. Sonuç? Artı bir?

İsyanımın tek nedeni, yandaki resmi beğenip onu bir yazımda paylaşmak istememdi. Nih nih nih.. Korkutmak istemezdim kimseyi bu ciddiyetimle. Benim ciddiyetim en çok 10 dk sürer..

İyi eğlenceler, iyi günler, iyi ramazanlar 7(YEDİ!!) takipçim..

dinleyin şunu(hala sinirli olmak) :
http://fizy.com/s/16hw6l

8 Ağustos 2010 Pazar

İkinci tv denemesi..

2 yorum
Bu sefer daha fena bir durumla karşı karşıyaydım.Bir gün taksimdeki bir kanala gittim.Sadece iş görüşmesi için.Ben de çok çekingendim adam ne iş vereyim dese istemedim çünkü ya sokakta röportaj yapacaktım, ya da arkada kayıt aletleriyle ilgilenecektim.Aletleri de bilmediğim için yine çekinmiştim.Başlarına dert olmak istemiyordum en baştan o koca kayıt aletlerini öğrenemezdim kısa zamanda.

Annemin arkadaşının tanıdığıydı oradaki adam.O yüzden annemle görüşmeye gitmiştim.CV'me hobilerim bölümüne şarkı söylemek yazmıştım.Adam onu görüp, anneme dönüp dedi ki : "Güzel şarkı söylüyor mu?" annem de evet diye onayladı.Adam daha sesimi dinlemeden bir dakika dedi.Birini aradı ve buraya gelmen lazım, sana bir ses dinleteceğim falan dedi.Ben şok içindeydim.İş görüşmesi şaka gibi birşeye dönüştü.Adam 1 saat içinde gelecekmiş, çünkü Kadıköy'deymiş.Üzüldüm o an adamın benim için o kadar yolu gelmesine.Bir saat dışarı çıkıp oyalandıktan sonra geldik kanala.

Adam bana bir şarkı söyle dedi.Ben hala şokta olduğumdan ne şarkı ayarladım içimden ne birşey.İki saat beklettim.Utanıyorum dedim kapıyı kapatalım dedi sanki ben dışarıdakilerden utanıyormuşum gibi.Neyse başladım türk sanat müziğine.Şimdiki gibi opera söyleyemiyor, annem sevdiği ve sesim de gittiği için tsm parçaları söylüyordum o zamanlar.Başladım: "Seniii beeen elleriiin oolsuuuuun..."Bitince adam hiç detone olmadığımı, eğitim almadığım halde sesimin iyi olduğunu(höh?) yarın 11de beni programına çıkaracağını söyledi.

Benim iş görüşmesi oldu beni ünlü yapma çabası.Genç yetenek falan iğrenç bi duruma düşmüştüm artık.Öbür gün öle öle gittim ve programın canlı yayın olduğunu öğrendim.Ayrı bir gerildim.Neyse program başladı ben kenarda ayaktayım.Sunucu "Sevgi yumağı" dedi öyle durağan bir programdı.Benim gülesim geldi.Kameraman da gülüyordu kii adam direkt adımı söyledi o sevgi yumağından nasıl bana aniden geldik anlamadım.Kamera bana döndü.Aniden ciddileşmemle birlikte, kameraman yarıldığı için sanırım içeri kaçtı.Kamera bana dönük olarak kaldım öyle.Tabi kendime güvensiz olduğum için de hiç hareket etmeden, put gibi söyledim.Sırf kafamı çekmiş kamera.Olduğumdan 75 kilo fazla çıkmışım.

İşte böyle hüsran dolu bir iş görüşmesi(?) geçirmiştim.İşe de almadılar kandırılmış gibi öylece döndüm.Hala bir işe girip kendi paramı kazanamadım.En iyisi üniversiteyi kazanıp bitirmeyi bekleyeyim de, bildiğim bir işe başlarım artık.

parça da bu olsun : http://fizy.com/s/1aj3nx

Yalan söyleme bana..

2 yorum
Etrafımdaki çoğu insanın yalan söyleyemediğimi düşünmesi üzerine bunları yazmayı planladım.Evet.. Eski yalanlarım..

İlk yalan : Öncelikte ilkokul 1. sınıftaydım.Çok sevdiğim bir öğretmenim vardı ama derste hep uykum gelirdi ve canım sıkılırdı.Gülseren Teyze vardı okulda hizmetli, okulun içinde de evi vardı.Annem de aynı okulda öğretmendi.Bir gün derste dedim ki, öğretmenim karnım ağrıyor.Gülseren Teyze'ye yolladı beni hemen.Sonra annem girmiş sınıfa."Kızım nerede?" demiş.Öğretmenim de durumu anlatmış.Annem de nasıl oldum diye yanıma geldi ve gayet yata yata çizgi film izliyordum gözler cin gibi.İlk yalanım bu oldu sanırım.

Aklıma gelen ikinci yalan da şu: Gene 4. sınıfa falan geçmiştim.Güya amcamın(halbuki Almanya'da yaşardı)bizim evin karşısında kırtasiyesi varmış.Orada oyuncaklar da satıyormuş.Büyücü takımı getirtmiş.Ben de o büyücü takımını giyip ablamın kafa kısmını eşeğe çevirmişim.Kız arkadaşlarım tabi merak etmişlerdi ve onlara da getireceğimi söyledim.Yalanın daniskası.Yalanım gitgide benim rezil olmama doğru ilerliyordu.Birşey deneyecektim ama yiyeceklerini düşünmüyordum.Birkaç gün geçti hep getirmeyi unutuyordum güya.Birgün arabanın bagajında dedim.Araba okulun bahçesindeydi babam benimle aynı okulda öğretmendi.Babandan iste anahtarı verir dediler.Emindim vermeyeceğinden ama gidip istedim.Aynen lööp diye anahtarı elime koydu.Çok şaşırmıştım.Gittik bagaja.Bagajı zor açmış gibi yaptım.Açtım bagajı,bi ton şey vardı.Güya ulaşamıyor gibi yaptım.Bayağı bir cebelleşmiş gibi göründüm ve sonunda hemen çıkıp bagajı kapadım.Onlara yetişemediğimi başka zaman vereceğimi söyledim.Bu yalan da böylece sona erdi.

Üçüncü yalan : Bir kere atvde disneyli bir yarışma vardı.Katılmıştım arkadaşımla ama sonuncu olduk.Zaten şişmandım tosun tosun beni takım kaptanı yapmışlardı istemediğim halde.Sonra heyecandan sağımı solumu karıştırdım labirent oyununda falan.Neyse benim için iğrenç bir deneyimdi.Zaten tvye 2 kere çıktım 2si de hüsran.İkinciyi de başka bir kayıtta anlatırım.Neyse okula gittiğimde bunları anlattıktan sonra Sibel Can'ı kuliste gördüğümü, gözünden lensini çıkardığını, aslında gözünün kahverengi olduğunu söylemiştim tüm sınıf da buna inanmıştı..

Sanırım daha birçok kez yalan söylemişimdir ama aklıma gelenler bunlar.Yalan söylemeyi neden beceremiyorum bilmiyorum ama bu ara alıştırmalara başladım.Ablam beni test ediyor vs.Başaracağıma inanıyorum.İyi ne güzel işe yalan söyleyemiyorsun demeyin çünkü çoğu zaman işe yarar yalanlar.Bazen insanları üzmemek, bazen kendini kandırabilmek için..

konuyla ilgili parça : http://fizy.com/s/1ai6wo
 

Feli Jo Design by Insight © 2009